fbpx

Hürriyet Röportajı – “Dokuz ayrı hikâyeyle ‘içimizdeki insanlar'”

Hürriyet Röportajı – “Dokuz ayrı hikâyeyle ‘içimizdeki insanlar'”


Duygu odaklı terapiler ve regresyon terapisi başta olmak üzere, farklı ekolleri birleştirerek psikolojik danışmanlık veren klinik psikolog Dr. Şeniz Ünal’ın kitabı ‘İçimizdeki İnsanlar’da dokuz kişinin yaşamlarından kesitler aktarıyor. Her biri hem yetişkin hem çocuk, hem cahil hem bilge olan dokuz kişi, bilinçaltları aracılığıyla konuşuyor. Ünal, kitabını ve çalışmalarını anlattı…

Kitabınız ‘İçimizdeki İnsanlar’ için “Son derece şaşırtıcı, heyecanlı, aşk ve sevgi dolu, bazen kırılgan ve biraz üzücü ancak kesinlikle dönüştürücü” diyorsunuz. Bir kitap insanı gerçekten başka birine dönüştürebilir mi?
Kitabımın dönüştürücü olduğunu söylemekten çekinmiyorum. Kişilerin oradaki hikâyelerden çok etkilendiklerini, kendilerini yansıttığını ve kendileri ile ilgili önemli farkındalıklar yaşayıp davranışlarında değişikliğe gittiklerini sık sık geri bildirim olarak alıyorum. Kitabım, insanın içindeki parçaları keşfetmesine yardımcı oluyor. O parçaları keşfettiği ve onların ihtiyacını anladığı anda, o parçaları farklı kullanmaya ve onları farklı göstermeye başlıyor. O zaman da insanlarda çeşitli alanda ve konumlarda dönüşümler başlıyor. Hiçbirimiz aynı kalmıyoruz, hayatımız boyunca çeşitli vesilelerle kırılıyoruz, bükülüyoruz, esniyoruz, genişliyoruz, evriliyoruz. Kitabım da bu sürece katkıda bulunuyorsa ne mutlu bana…

Dokuz ayrı kişinin hikâyesi ele alınıyor kitapta. Kişiler, yaşanmışlıklar, inceleme ve derleme açısından baktığımızda çalışma ne kadar bir zamanda ortaya çıktı?
Hikâyelerin en eskisi 12-13 senelik, en yenisi ise üç senelik vakalardır. Çalışma hayatım boyunca beni etkileyen ve içlerinde dönüşümü yaşayan danışanlarımı başkalarıyla paylaşmak istedim. Terapi yaparken çok detaylı not alırım. Bu sebeple geri dönüp eski vakalara ait notları okurken adeta o kişileri tekrar karşımda görmüş gibi hissetim. Tek tek onların üstünden geçmek, kağıda dökmek, onların anonim hale getirilmesi, yazılması, editlenmesi, gündelik hayatımın içinde, bir senemi aldı.

Her okuduğum kitabı bitirdiğimde sonrasında ne olduğunu hep merak etmişimdir. Bu kitabın ardından karakterlerin neye ‘dönüştüğünü’ ve bu dönüşümden memnun olup olmadıklarını tekrar kaleme almayı düşünüyor musunuz?
Aslında bu sorunun cevabı kitabın içinde yer alıyor. Bu vakalar, eski vakalar olduğu için kitabı yazmaya karar verdiğim anda danışanlarıma tek tek ulaştım. Onlara “Şimdi neredesiniz?”, “Ne yapıyorsunuz?”, “Yaptığınız çalışma hayatınızı nasıl etkiledi? Hayatınıza nasıl dokundu?” gibi sorular sorarak görüşme yaptım. Kısa özet olarak hikâyelerinin sonuna ekledim.

Farklı ekolleri birleştirerek eklektik çalışmanın avantajları sizce nelerdir?
İnsanlar çeşit çeşittir. Her birinin öğrenme, anlama, işleme alma ve daha sonra da uygulamaya geçme süreci farklıdır. Her insana onun ihtiyacı olacak şekilde yaklaşmanız gerekiyor. Kitabımda da bir noktada Ram Dass’ı anlatıyorum. Ram Dass’ın yola çıkışı, Harvardlı bir öğrenci iken dünyadaki farklı terapi modellerini katalog haline getirmek istemesi ve 3 bine gelince de durması… Bunu ilk duyduğumda beni çok etkilemişti.
Her insan biriciktir. Bu nedenle ona uygun psikoterapiyi veya herhangi bir hastalıktaki tedavi yöntemini ona göre düzenlemek lazım. Bunun için de elinizde mümkün olduğunca çok kaynak ve araç olması gerekiyor. Tek bir yöntemle çalıştığınızda karşınızdakine özel terapinizi kişiselleştirmekte zorlanabiliyorsunuz. Freud’un dediği gibi psikoterapi bir sanattır. Sanatçı, ne kadar farklı malzemeler sanat eserini yaratırsa o da bu seviyede güzelleşir bence. Daha etkin hale gelir.

‘Regresyon’ kelime olarak kaynağa inmek anlamına geliyorsa da terapiler bu şekilde mi ilerliyor yoksa yapısal bir fark var mıdır?
Bir kişiye nasıl psikoterapi uygulayacağınızı, bilgileriniz ve deneyiminizin ışığında, ilk bir veya birkaç görüşme sonunda şekillendirebiliyorsunuz. Eğer gelen danışanın sıkıntısı akut bir durumdan kaynaklanıyorsa, yani çok kısa süre önce yaşadığı travmaya verdiği/veremediği tepkiden dolayı sıkıntıdaysa ve işin içinden çıkamıyorsa o zaman daha hızlı bir şekilde daha pratik uygulamalarla onun derdine derman olabiliyorsunuz. Ancak danışanın sıkıntısı uzun zamana yayılmış, yani kronikleşmişse o zaman bu danışanın travmasının ilk çıktığı ana gitmeniz gerekiyor. Bunun içinde regresyon teknikleri kullanmanız uygun oluyor. Regresyon aslında kelime anlamı olarak geri gitmek demektir. Farklı tekniklerle adım adım geri giderek danışanın probleminin kaynağına, ilk çıkış zamanına ulaştığımızda, kaynağında bir dönüşüm yarattığınız zaman, psikoterapinin etkisi kalıcı oluyor. Her terapinin kendine has farklı uygulamaları mevcut. Bence bütün terapi modellerinin özünde de kesiştiği bir nokta var. Danışana, farklı bakmaya, düşünmeye, hissettirmeye yardımcı olarak, hayatında şimdiki zamana göre farklı bir seçim yapmasını sağlayarak, mutlu, doyumlu ve keyifli bir hayat yaşamasını sağlamaktır. Aslında hepimizin özünde isteğimiz bu değil mi? Yaşam amacımız bu değil mi? Sağlıklı, doyumlu ve keyifli bir hayat yaşamak…

Halk arasında hipnozun kişilerin yaşantılarına müdahil olmak gibi işlevleri olduğu biliniyor. Hipnoterapi nedir, ne tip vakalarda ihtiyaç duyuyorsunuz?
Hipnoterapi ve hipnoz maalesef halk arasında biraz yanlış algılanan bir kavram. Kişinin uyutulması, bilincinin kaybolması ve bilinci kaybolmuşken de kişiye telkinler aracılığıyla istediğinizin yaptırılması olarak düşünülüyor. Ancak bizim terapide kullandığımız hipnoterapinin (trans etkisi) filmlerde vs. anlatılan ve gösterilen şekliyle alakası yok. Kabaca hipnozun ya da transın ne olduğunu bilimsel olarak anlatırsak; normalde günlük hayatta beynimiz beta dalgalarıyla çalışıyorken (12-38 Hz) gözümüzü kapattığımızda veya bir işe çok konsantre olup dış uyaranlara kendimizi kapattığımız zaman beyin alfa frekansına ( 8-13 Hz) yavaşlıyor. Biraz daha yavaşladığında tetaya (3-8 Hz) inebiliyor. Daha da yavaşladığında delta, yani uyku haline kadar inebiliyor. Biz terapide danışanlarla alfa ve/veya teta frekansında çalışıyoruz. Bu nasıl olur? Gözleri kapalıyken konuşuyor gibi düşünebilirsiniz. Zihinleri açık ve olan bitenin dış dünyanın farkındalar. Mesela kapı çalışını veya yan odadaki radyoda çalan şarkıyı duyabilecek durumdalar. Öte yandan da sanki zihinlerinin içinde bir televizyon oynuyor. O televizyonda kendi geçmişlerine ait bir program seyrediyor gibiler. Ben kendi pratiğimde her danışanla hafif transa girdiği çalışma mutlaka yapıyorum. Bunun, terapi sürecini kısalttığını, daha etkin hale getirdiğini ve danışanın sorunun kaynağına ve ona derman olacak kendi içsel gücüne daha çabuk ve etkili ulaştırdığını deneyimliyorum.

Röportajın orjinaline aşağıdaki link’ten ulaşabilirsiniz.
https://www.hurriyet.com.tr/kitap-sanat/dokuz-ayri-hikayeyle-icimizdeki-insanlar-41517655

Konuşmayı Başlat
Merhaba! Aklınızdaki sorular için buradayız. Size nasıl yardımcı olabiliriz?