Klinik Psikolog Dr. Şeniz Ünal’ın Gözünden Endüstri 4.0 Dünyasına Bakış

Klinik Psikolog Dr. Şeniz Ünal’ın Gözünden Endüstri 4.0 Dünyasına Bakış


Endüstri 4.0 dünyasını Klinik Psikolog ve Regresyon Terapisti Dr. Şeniz Ünal’ın gözünden dinleme şansı yakaladık. Sayın Ünal’a katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz.

 

Bir psikolog olarak teknolojinin gelişiminin birey üzerinde ne gibi etkileri olduğunu gözlemlemektesiniz?

Buna iki açıdan bakabiliriz. Birincisi, teknolojinin gelişiminin etkisi nesiller arasındaki farklarda daha net görülüyor ve günümüzde büyük bir sıçrama var. Sosyal hayatta nasıl ilişkiler kurduğumuz da çokça etkileniyor. Örneğin, ben çalışırken benim işverenim mailleri açamıyordu, asistanı hepsini yazdırıp vermek durumunda kalıyordu. Şimdi böyle bir şey kabul edilemez.

İş yaşamı çok hızlandı ve hızlı kararlar almanız bekleniyor. Bu durum da tükenmişlik yaratıyor. Çocuk-ebeveyn ilişkilerine de ciddi etkileri var. Çocuklar hem aileden soyutlanıyorlar ve kendi içlerine kapanıyorlar hem de gerektiği yerde kontrol edemediğiniz bir dünyaya giriyorlar ve ne yaptıklarını bilemiyorsunuz. Bu sebeple, çocuklara küçük yaşta sorumluluk, özgüven, kendini koruma konularında ciddi eğitimler verilmesi gerekiyor. Geçenlerde okuduğum bir araştırmada, sosyal medyanın bireylerde depresyona yol açtığıyla ilgili akademik çalışmalar hızla arttığı belirtiliyordu. Sosyal medyada yapılan paylaşımlarda insanlar ciddi efor harcıyorlar, bunları gören kişiler de insanların hayatının hep böyle doğallıkla olduğunu düşünebiliyor. Sonrasında yetersizlik, özgüven eksikliği gibi ciddi problemler çıkıyor. Aynı zamanda bedenden utanma da (bodyshame) yurt dışında sık görülen etkiler.

Olumsuzluklardan bahsettim ama olumlu yönlerine de bakmak gerek. Biz uçuş korkusuyla ilgili yeni bir program başlattık, orada sanal terapileri de kullanıyoruz. Fobilerde terapi için en önemli yol maruz bırakma tekniği oluyor. Örneğin, örümcek korkusu olan bir kişiyle önce örümcek konuşursunuz, fotoğrafına baktırırsınız, karşı karşıya getirirsiniz… Amaç bir noktada örümceklerle karşılaştığında bayılmayacak hale getirmektir. Sanal gözlükler burada devreye giriyor. Başka bir örnek, geçtiğimiz günlerde asansör korkusu olan bir danışanla çalışıyordum ve bu binada asansör yok. Bunun için mekân değiştirmemiz gerekti. Başka binada asansör bulup deneyim yaşadı danışan.

Deneyimin üzerinde çalışmak ciddi ilerlemeler yaratıyor. Yükseklik korkusuyla ilgili terapide Boeing 737simülatörünü kullanıyoruz, dolayısıyla bu tarz araçlar bizim için çok yararlı oluyor. Önceden uzun uzun konuşuyorduk; ancak bilfiil uçana kadar bu sorunlarda ilerleme kaydedilmiyor. Sonuç olarak, her yeniliğin artıları ve eksileri var, asıl mesele bunu iyi dengelemek. Kişinin kendini tanıması çok önemli. Yeni nesil psikologlar sosyal medya araçlarını da çok verimli şekillerde kullanıyorlar.

Endüstri 4.0’la birlikte değişimin bireyin hayatının her alanına girdiğini görüyoruz. Sizce psikoloji alanı bu değişimden nasıl etkileniyor?

Psikoloji insanla uğraşıyor ve insan milyonlarca yıldır dünyada. İlk insandan yola çıkarsak son birkaç bin senede çok da değişmemişiz. Aynı negatif duygular, aynı hırs, çok benzer mücadeleler ve aynı evrensel değerler var; Mevlâna ve Yunus Emre’nin de zamanında dile getirdiği sevgi, kabul, şefkat gibi. Dolayısıyla, özünde aynı olan ancak dış dünyası hızlı bir şekilde değişen bir varlıktan bahsediyoruz, burada uyum sağlamak önemli oluyor.

Bedenimizin çok çabuk adapte olamadığını biliyoruz, özellikle son dönemde artan obezite sorunu da bununla ilgili. Son 50 yılda yiyeceklerde yaşanan değişime DNA’mız uyum sağlayamıyor, Dünya Sağlık Örgütü şu anda obeziteyi pandemik hastalık olarak nitelendirdi.

Binlerce yıl içinde ihtiyacımız olan uyku saati de değişmedi, günde 4 saatle hayatımızı idame ettiremiyoruz. Yakın zamanda katıldığım bir konferansta Daniel Siegel da buna değinmişti, gün boyunca zihnimiz sürekli yeni uyaranlara maruz kalıyor ve uykuda bunlar tasnifleniyor. 7-9 saat arası uykunun insan sağlığı ve çalışma ritmi için çok önemli olduğunu dile getirdi. Ancak şu anda insanlar 5-6 saatlik uykuyla yaşamak zorunda kalıyorlar, bu da hem fiziksel sağlığımızı hem de ruhsal sağlımızı kötü etkiliyor. Öncesinde dediğim gibi, işimize yarayan araçları alıp zarar verenleri öğrenmemiz lazım. Şu sıralarda dünyada mindfulness bu sebeple gelişiyor. Herkes çok hızlı bir trene binmişti, şu an dur ve yavaşla diyorlar.

Mindfulness denilen bilinçli farkındalık evvelden beri insan hayatında vardı ancak son yüz yıllık süreçte unutulmuştu, şimdi yeniden hatırlıyoruz. Descartes ile başlayan, insanın bedeni ile ruhunun ayrılması psikoloji alanı için de çok kritik öneme sahip. Batı psikolojisinden yola çıkarsak, o dönemde insan kilisenin malı. Descartes da tıp doktoru ve bedeni incelemek istiyor, kadavra üstünde çalışmak için kiliseden izin alması gerekiyor. Kilise de ruha dokunmayacağının sözünü isteyerek izin veriyor. Bu durum tarihe ruh ile bedenin ayrılması olarak geçiyor. Ondan sonra bedene bir makineymiş gibi yaklaşma eğilimi başlıyor. 20. yüzyılın başlarından itibaren bu durum yeniden ele alınıyor. Kuantum fiziğinin de gelişimiyle ispatlanabilir hale de geliyor. Sonuç olarak, yıllar içinde saptığımız yoldan doğru yola yeniden giriyoruz gibi düşünebiliriz.

Sanal gerçeklik terapileriyle teknolojiyi kullanarak terapi süreleri ciddi biçimde kısaltıyorsunuz. 15-20 seans sürebilecek bir terapiyi 5-6 seansa indirebiliyorsunuz.

Dijitalleşmeyle birlikte yeni iletişim alanları da oluştu. Siz online danışmanlık hizmetleri de vermektesiniz. Bu açıdan, iş yapış yöntemlerinde ne tarz değişiklikler oldu?

İnternet ve sosyal medya ile bilgi çok erişilebilir hale geldi. Eskiden ödev yaparken ansiklopedilere bakıp kütüphanelerde katalog araştırırken şimdi birkaç tuşla dünyanın her yerindeki kütüphanelere erişebilir hale geldik. Bu büyük bir nimet. Üretilen malzemeler tarafı çok hızlandı. Yine sosyal medya aracılığıyla genel ve çok derinliği olmayan kişisel gelişim mesajları da hızla yayılmaya başladı. Burada iyi ayrıştırma yapabilmek gerekli, kişilerin kimi takip edeceğine, mesajın içeriğine ve o mesajın neden verildiğine dikkat etmesi gerekli.

Bir başka nokta, büyük şehirlerdeki mesafeler ve trafik sebebiyle online terapiler çokça gündeme geldi. Online grup terapileri de özellikle yurt dışında çokça kullanılıyor. Bunun iyi ya da kötü olduğuna karar vermek kolay değil; çünkü kişiyle ilgili bir mesele. İçine kapanık kişilere online terapi daha iyi gelebilir; terapi odası onun için çok açık olabilir ve kendini ortaya serilmiş gibi hissedebilir. Benim böyle bir danışanım vardı, internet kopuyordu, video kalitesi kötüydü arada sadece sesle çalışıyorduk. Ancak sadece 10 seansta muazzam bir dönüşüm yaşadı; çünkü kendisi hazırdı ve istiyordu. Online kısımda kişinin hazır ve motivasyonu yüksek olması lazım. Türkiye’de daha emekleme döneminde. İşin etiği ve kuralları çok konulmadı.

Eskiden danışanlarda kurduğumuz ilişkide sıkı kurallar vardı. Sadece seanstan seansa görüşülür, onun dışında iletişime geçilmezdi. Bu durum da değişiyor, ben kendi pratiğimde de farklı kanalları kullanarak danışanlarımla iletişim halinde kalmaya dikkat ediyorum. Bu durum insanları birbirine yakınlaştırıyor. Broadcastingmesajla insanlara mesajınızı çok kolay iletebiliyorsunuz. Sanal gerçeklik terapileriyle teknolojiyi kullanarak terapi süreleri ciddi biçimde kısaltıyorsunuz. 15-20 seans sürebilecek bir terapiyi 5-6 seansa indirebiliyorsunuz.

Eğitim almak da kolaylaşıyor. Türkiye’de eğitim konusunda bir kısıtlılık var; ancak buna mecbur değilsiniz. Dünyadan birçok eğitimcinin derslerine erişebiliyorsunuz. Katma değerinin çok fazla olduğunu düşünüyorum yeter ki dengeyi kurabilelim.

https://magg4.com/klinik-psikolog-dr-seniz-unalin-gozunden-endustri-4-0-dunyasina-bakis/