Duygular bizi nasıl yönetir?

Duygular bizi nasıl yönetir?


Ters Yüz (Inside Out) filminin misyonu…

Psikolojinin biliminin ilk dönemlerinde etki-tepki davranışlar araştırıldı. İnsanların davranışları nasıl kontrol (hatta manipüle) edilir, davranışları değiştirirsek ruh sağlığımızı nasıl düzeltebilirize bakıldı.

 

 

Ancak zamanla yetmedi bu bakış açısı ve derinlerde başka bir ‘patron’un insanı yönettiğini keşfettiler. ‘Patron’, ‘duygular kümesi’ydi. Ne kadar bir konuda kendimizi ikna edersek edelim, bir duygu dalgası çıkıp dağıtabiliyor bizi… Bu dalganın boyutu da konuyla bağlantılı algımızla ilişkili oluyor.

Duygu ↔ Algı ↔ Davranış 

İlk bakışta ne, neyi yapıyor / doğuruyor, anlamak karışık gibi gelse de, prensibi anlayınca ve yetenekli bir psikoterapistin rehberliğinde bu mekanizma çözülüyor ve psikolog odasında sıkıntılar dağılıyor.

Sistemi anlatan en güzel film “Inside Out – Ters Yüz”. Pixar’ın 2015 senesinde yaptığı 73. Altın Küre Ödülleri’nde En İyi Animasyon Film Ödülü’nü alan animasyon film, çocuklara olduğu kadar büyüklere de hitap ediyor. Terapi koltuğuna oturan herkese ilk iş olarak filmi seyretmelerini salık veriyorum.

  • Duygularımız bilincimizi nasıl yönetiyor?
  • Duygularımız geçmiş anılarımızı nasıl renklendiriyor?

Ters Yüz filmi yukarıdaki sorulara beş duyguya odaklanarak cevap vermeye çalışıyor (Filmi çok karışık yapmamak için sadece beş temel duyguya odaklanılmış).

Öfke, iğrenme, korku, üzüntü ve neşe…

Duygular ‘alt kişilik’lerle canlandırılıyor. İnsanın bir sürü parçası, ‘alt kişilikleri’ olduğunu ve bunların dansının bizi biz yaptığını söyleyen pek çok otorite ve ekol var. Örneğin; Virginia Satir, Eric Berne (Transaksiyonel Analiz), Jeffrey Young (Şema Terapisi), Carl Jung (Gölgeler ve Kompleksler), Richard Schwartz (İçsel Aile Sistemi)…

Çalışmalara göre kişiliklerimiz bu belirli duygularla şekilleniyor ve bunlar da dünyayı nasıl algıladığımızı, kendimizi nasıl ifade ettiğimizi ve diğer insanlarda da hangi karşılıkları / cevapları uyandırdığımızı belirliyor.
Inside Out – Ters Yüz filminin yıldızı ‘üzüntü. Filmde, kayıplar ve üzüntü duygusuyla ‘kazanılanlar’ anlatılıyor.

Evet negatif duyguların da kazançları vardır. Çokça… Aksi halde ona, üzüntüye, neden tutunalım ki?
Filmde ‘üzüntü’ bitkin ve halsiz canlandırılıyor. Gösterişsiz, içine kapanık olan ‘üzüntü’ diğer insanlardan yardım ve rahatlatma çabaları alıyor.

Filmde duyguların en temel iki fonksiyonu çok güzel aktarılıyor.

1- Duygular, düşünceyi, algıyı yönetiyor. Üzüntü’, Riley’nin (filmin baş karakteri olan 11 yaşındaki kız çocuğu) Minnesoto’daki eski hayatını maviye boyuyor. Riley’in yaşadığı değişiklikleri (neleri kaybettiğini), gösteriyor ve kimliğinin yeni açılarının oluşmasına yardım ediyor.

2 –Duygular, sosyal hayatımızı da organize ediyor. Örneğin ebeveyn – çocuk bağlanmasını, kardeş çatışmalarını, romantik flörtleşmeyi ve iş rakipleri arasındaki pazarlıklar yapılandırıyor.

Çalışmalara göre ‘öfke’ sosyal haksızlıklara protesto edilmesini ve adaletsizliği nasıl giderebileceğimizi tetikliyor. Yine sosyal normlara ters şekilde davranınca ‘utanma’ çıkıyor o da diğerlerinin affını sağlıyor.

Bu mekanizma da filmde gösteriliyor. ‘Üzüntü’ aksiyonsuzluk, atalet  ve pasiflikle tanımlanır, amaçsızlık gibi gelir. Ancak,diğer taraftan gerçek hayatta olduğu gibi filmde de ‘üzüntü’ kayba karşı insanları birleştiriyor.

Filmin ilk başlarında Riley yemek masasından öfkeyle kalkıp tek başına odasına gidiyor, babasını ne yapacağını düşünürken masada bırakarak…

Filmin sonuna doğru, ‘üzüntü’ Riley’i tekrar ailesi ile birleştiriyor (duygusal sesler ve dokunmalarla).

Bu film sayesinde, duyguları kabullenmeyi ve neleri bırakarak yeni neleri kazanabileceğimizi hatırlıyoruz (Çünkü bilgi hep içimizde var, bazen karanlıkta kalsa da).

Kabullenmek, sarıp sarmalamak da mindfulness’ın (“bilinçli farkındalık”ın) özü oluyor zaten…

Keyifli, farkındalıklı seyirler…