Ruhsal Depremler

17 Ağustos depreminin üzerinden seneler geçti. Her yaşanan felaket gibi, bizi sarstı, travmamız oldu, hayatımızın ilgi odağı oldu. 7’den 70’e herkes deprem uzmanı oldu. Ancak bir süre sonra, devam eden hayatın gereklilikleri ağır basmaya başladı ve bu konu gündemimizden düştü. (Bu felakette kişisel travma yaşayanları ayrı tutuyorum.)

Deprem sonrası her evde bir ‘deprem çantası’ vardı. İçinde fener, düdük, su, konserve, yedek pil, vs.  olurdu. Önceleri herkese bir çanta hazırlanırdı, herkesin yatağının yanında dururdu. Hatta uyanıkken yanında taşıyanlar vardı. Zamanla bu ‘deprem çantası’ da unutuldu. Önce dolapların içine, sonra da belleğimizin taa gerilerine yerleşti. Yaşı otuzun üzerinde olanlar konuyu biliyor ancak gençlerin deprem çantasından haberleri dahi yok.

Danışanlarımla başka şekillerde çalıştığım ‘ruhsal/duygusal destek mekanizmalarınızı keşfedin’ teması, deprem/deprem çantası benzetmesiyle tam uyuşuyor.

Hepimiz, hayatımız süresince az/orta/yoğun şiddetli ruhsal/duygusal/fiziksel depremler yaşıyoruz. Bedenimiz hastalanıyor, ilişkilerimizde ani ‘goller’ yiyoruz, iş hayatımızda anlaşmalar suya düşüyor, iflas ediyoruz, ekonomik dengeler bizi ters köşeye itiyor; en yakınımızdan kazık yiyoruz veya birden hayatımızın ‘boş geçtiğini’ hissedebiliyoruz, bunalıma giriyoruz…Yetişkinlerin dünyasında ‘dram’lar, ‘trajedi’ler bitmez.

Çocukların dünyasında da durum farklı değildir. En sevdiği oyuncak kırılabilir, en yakın arkadaşı başkasıyla top oynar, gezmeye gideceği ebeveyninin iş uzar program iptal olabilir. Bunlar da çocukların depremleridir.

Peki bu depremlere karşı önlem alabilir miyiz? Yer kabuğu depremlerinden etkilenmemek için hayatlarımızı sağlam topraklara kurarız, yıkılmayacak evler inşa ederiz. Tabi önce konuyu çalışıp, derslerimizi öğrenerek.

Niyet koyarız, çaba sarf ederiz, malzemeden çalmadan, doğa ile uyumlu binalar inşa ederiz. Depremi önceden haber veren alarm sistemleri de kurabiliriz. Düzenli izleme yaparız.

Deprem oldu! Sonra? Evimiz sağlamsa rahatız, minimum hasarla atlatırız, hatta başkalarına destek bile verebiliriz. Eğer depreme kötü yakalanırsak, bu sefer de ’deprem çantamız’ devreye girer. Yıkıntılarda kalmışsak, birileri bizi kurtarana kadar hayatta kalmak için donanımımız vardır.

Tüm deprem öncesi ve sonrası hazırlıklara rağmen ölüm bizi bulursa, işte bu kader olur…

Çok kişisel olan ‘ruhsal/duygusal deprem çantamız’ içinde neler olmalıdır?

Kişisel depremlerimizin öncesi ve sonrasında neler yapabiliriz?

(Ruhsal Deprem Çantamız yazısıyla devam edebilirsiniz…)

Bile isteye hayatını sonlandırma??

Son günlerde duyduğumuz medyatik kişilerin intihar haberleri herkesi çok şaşırtıyor 🙁

“Her şeyi, parası, ünü, bir sürü arkadaşı, seveni olan hayatta önemli işler yapmış birisi neden kendi hayatına son verir?”

Halbuki intiharın çoğu zaman DIŞSAL birikimlerle alakası yoktur. Depresyon veya başka ruhsal hastalığın sonucudur… 😞ABD’de tüm ölümlerinde % 2’si intihar yoluyla gerçekleşir. Çoğu 69 yaş üstü erkeklerdir. Ancak son senelerde 15-24 yaş grubunda da bu oran artmaktadır.

Türkiye’de TÜİK verilerine göre 2014-2017 yılları arasında toplam 9500 intihar vakası görülürken bu sayının 7 bini erkektir ve en fazla 20-24 yaş grubundadır. Kadınlarda ise intihar en fazla 15-19 yaş grubunda görülmüştür! (ciddi araştırılması gereken acı bir konu!)

İntihar belirtileri ne olabilir?
• İşe, okula veya sosyalleşmeye ilgisini kaybetme
• Sevdiği değer verdiği eşyaları dağıtmak
• Arkadaşlardan/aileden uzaklaşmak
• Yeme ve uyku bozukluğu
• Daha önce intihar girişiminde bulunmak
• Ağlama krizleri
• Gereksiz riskler almak
• Ölüm ve ölmek konusuyla ilgilenmek
• Fiziksel görünüşüne ilgisini kaybetmek
• Yakın zamanda ciddi kayıp yaşamak, ağır travma geçirmek

Ülkemizde eskiden Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi bünyesinde ALO182 Umut Işığı Hattı vardı ve aktif olduğu 12 sene boyunca 24 bin vakanın intiharına müdahale edilmişti. Ancak 2007 senesinde ekonomik gerekçelerle kapandı 🙁

Eğer hayatınızı sonlandırmakla ilgili düşüncelere sahipseniz, vakit geçirmeden bir ruh sağlığı uzmanına başvurunuz. Eğer bir yakınınızdan şüpheleniyorsanız, konuşmaktan çekinmeyin. Zamanında konuşulmayan konular için sonradan büyük üzüntü yaşayabilirsiniz.

İyilikler, sevgiler, umutlar dolu günleriniz olsun.

Yanlış Anlaşılmak…

  1. kişi şok olmuş, 2. kişiye derdini anlatmaya çalışıyor…

“Ben sana pis kafa demedim, genel olarak akıl net, berrak olmalı bu karar konusunda demek istedim… Beni yanlış anladın!”

2. kişi ise doğru anladığından emin, basıp gider… 1.’ye karşı tavır takınır, selamı keser…

  1. kişi, ona gidip anlatır, uzun mesaj atar, ama nafile! 2. Kişi nuh der peygamber demez!

 

  1. Kişiyi yanlış anlaşılmak çok üzer, HAK etmemiştir bu durumu! Ona kendini anlatmak için çareler arar, evine hediye götürmek dahil! Ancak istediği sonucu elde edemez, yanlış anlaşılmayı düzeltemez…

 

Bu durumun devamında neler olabilir? 1. Kişinin ne yapması, nasıl davranması gerekir?

Bu “oyunun” içindeyken insan senaryoya kendini kaptırır. Diğer oyuncular da devreye girebilir (arkadaşlar, aile fertleri, vs) Ona son derece haklı olduğunu, 2. kişinin çocukluk yaptığını, onun da tavır koyması gerektiğini, hatta karşı hamle yapmasını dahi salık verebilirler (başkalarına bu abuk davranışı anlatmak gibi). 1. Kişi de “kurban” rolü oynar, o da diğerine ters davranmaya başlar, selamı keser, öfkelenir, sosyal medya hesaplarından çıkartır, başkalarına mağduriyetini anlatır, vs vs… Sonuçta o kişi hayatından tamamen çıkarken, kendisinde de bir yara kalır… “HAKSIZLIĞA UĞRAMA” temasına, patternine bir yenisi daha eklenmiştir…

Peki “oyunun dışında” olan birisi bu durumda ne yapar?

Öncelikle onu oyunun dışına çekecek insanları bulur ve onlarla konuşur, derdini onlara açar (bu konuda deneyimli kişiler, arkadaşlar veya terapist olabilir). Onlardan destek alır.

Ona bu olayda KENDİ sorumluluğunu hatırlatacak verilerin peşinde koşar… Karşısındakinin DUYGUSUNA, ALGISINA asla müdahale edemeyeceğini hatırlar. Ne kadar, ne süreyle kendini anlatması gerektiğini, kendi sınırını içsel olarak bilir ve o noktaya geldiğinde sınırını nötr bir şekilde çizer… Karşısındakinin ona ayna olmasını hatırlayarak bazı içsel çıkarımlarda bulunabilir…

Bu vakada 1.kişinin çıkarımları şöyleydi:

  • Herkese kendini sevdirme/onaylatma ihtiyacı
  • Kendini sevdirme yolunda karşısındakini ikna edene kadar uğraşma yani manipülasyon
  • Karşısındakinin duygusuna “kabul verememe” (onun da negatif duyguları olabileceğini kabullenememe)
  • Ona ters davranan birisine nötr kalamama

Benzer bir durum yaşadıysanız sizin çıkarımlarınız neler olabilir? 😉