Yanlış Anlaşılmak…

  1. kişi şok olmuş, 2. kişiye derdini anlatmaya çalışıyor…

“Ben sana pis kafa demedim, genel olarak akıl net, berrak olmalı bu karar konusunda demek istedim… Beni yanlış anladın!”

2. kişi ise doğru anladığından emin, basıp gider… 1.’ye karşı tavır takınır, selamı keser…

  1. kişi, ona gidip anlatır, uzun mesaj atar, ama nafile! 2. Kişi nuh der peygamber demez!

 

  1. Kişiyi yanlış anlaşılmak çok üzer, HAK etmemiştir bu durumu! Ona kendini anlatmak için çareler arar, evine hediye götürmek dahil! Ancak istediği sonucu elde edemez, yanlış anlaşılmayı düzeltemez…

 

Bu durumun devamında neler olabilir? 1. Kişinin ne yapması, nasıl davranması gerekir?

Bu “oyunun” içindeyken insan senaryoya kendini kaptırır. Diğer oyuncular da devreye girebilir (arkadaşlar, aile fertleri, vs) Ona son derece haklı olduğunu, 2. kişinin çocukluk yaptığını, onun da tavır koyması gerektiğini, hatta karşı hamle yapmasını dahi salık verebilirler (başkalarına bu abuk davranışı anlatmak gibi). 1. Kişi de “kurban” rolü oynar, o da diğerine ters davranmaya başlar, selamı keser, öfkelenir, sosyal medya hesaplarından çıkartır, başkalarına mağduriyetini anlatır, vs vs… Sonuçta o kişi hayatından tamamen çıkarken, kendisinde de bir yara kalır… “HAKSIZLIĞA UĞRAMA” temasına, patternine bir yenisi daha eklenmiştir…

Peki “oyunun dışında” olan birisi bu durumda ne yapar?

Öncelikle onu oyunun dışına çekecek insanları bulur ve onlarla konuşur, derdini onlara açar (bu konuda deneyimli kişiler, arkadaşlar veya terapist olabilir). Onlardan destek alır.

Ona bu olayda KENDİ sorumluluğunu hatırlatacak verilerin peşinde koşar… Karşısındakinin DUYGUSUNA, ALGISINA asla müdahale edemeyeceğini hatırlar. Ne kadar, ne süreyle kendini anlatması gerektiğini, kendi sınırını içsel olarak bilir ve o noktaya geldiğinde sınırını nötr bir şekilde çizer… Karşısındakinin ona ayna olmasını hatırlayarak bazı içsel çıkarımlarda bulunabilir…

Bu vakada 1.kişinin çıkarımları şöyleydi:

  • Herkese kendini sevdirme/onaylatma ihtiyacı
  • Kendini sevdirme yolunda karşısındakini ikna edene kadar uğraşma yani manipülasyon
  • Karşısındakinin duygusuna “kabul verememe” (onun da negatif duyguları olabileceğini kabullenememe)
  • Ona ters davranan birisine nötr kalamama

Benzer bir durum yaşadıysanız sizin çıkarımlarınız neler olabilir? 😉

 

Obezite ve Yeme Psikolojisi

Son 20 senedir fazla kilolar aldım, verdim konularıyla içiçeyim… İlk başta basit görünmüştü formül. Çok yersen kilo alırsın, az yersen verirsin…

İlk diyetisyene gittiğimde 20 yaşındaydım, Amerika’dan ithal bir sistem gelmişti. Yaklaşık 15 kilo vermem gerektiği söylendi (ki o zaman sadece 69 kiloydum, şimdi o kiloda olsam daha ne isterim 🙂 (ki aslında kemik yapıma göre benim için normal bir kiloymuş sonradan öğrendim). Bu merkezde ayrıca ilk kez “bedenim mükemmel değil, ne yapsam da mükemmel olmayacak, herkes de bunu görüyor zaten” mesajını aldım. Kollarımın genele göre kalın olduğu yorumunu işittiğimdeki şaşkınlığımı hala hatırlıyorum. (Şimdi geriye dönüp baktığımda, o anda bilinçaltıma negatif bir inanç yerleştirilmiş olduğunu anlıyorum ki bunun nasıl yapıldığı, kısa-uzun dönem sonuçları ve nasıl silinebileceği ayrı bir yazı konusudur).

Zaman geçip de her diyet sonrası daha fazla kilonun geri döndüğünü görünce burada bir acayiplik var dedim ve fazla kiloluğa başka açılarına bakmaya başladım. Bu bakış beni doktora tezime kadar götürdü. Anladım mı denklemi? Bayağı bir fikir oluştu ve her geçen gün de yeni bilgileri öğrenmeye devam ediyorum. Ancak tamam oldu işi çözdüm demeye ömrüm yeter mi bilmem?

Konuyu detaylandırmadan önce kesin öğrendiğimi paylaşayım: Obezite yaygınlığı hızlı bir şekilde artan, ciddi, kompleks bir sağlık problemidir. Nedenlerini anlamak için pek çok açıdan bakmak gerekir. Fiziksel, duygusal, ruhsal açılardan hastalığın nedenlerini bulmak gerekir. Keza, tedavisi için de multidisipliner, farklı uzmanlık alanlarının dahil olduğu (dahiliye, endokronoloji, nöroloji gibi tıp alanları, psikoloji, gerekirse psikiyatri, beslenme, anatomi eğitimi, vs) bir yapı oluşturulmalıdır – diğer tüm kronik hastalıkların tedavisinde olduğu gibi…

Biraz resmi rakamlara bakarsak obezite konusunun dünya çapında ve ülkemizde ne kadar ciddi bir sorun olduğunu görebiliriz: Amerikalı yetişkinlerin %25’i obezite ile savaşmaktadır ve bu oran gün geçtikçe artış göstermektedir. OECD tahminlerine göre artış eğilimi hızla devam ederek. ABD, İngiltere, Avusturalya’nın fazla kilolu oranının 2020 yılında %70’lere yaklaşacağı tahmin edilmektedir. Türkiye’de 2003 yılında obezite oranı %12 iken, 2008 yılında %15,2  2010’da %16,9 ve 2012’de de 17,2 olarak artış göstermiştir. Günümüzde ülkemizin nufusunun yaklaşık %30’u obez sınırını aşmıştır.

İnsan düşünmeden edemiyor, milyarlarca insan fazla kilolu veya obez, ki bu durum aileleri, çevreleri, medya ve toplum tarafından yoğun eleştiri altında, sürekli “hatalısın, çirkinsin, iradesizsin,…” mesajları yağıyor. Bu insanlar isteyerek mi bu duruma düşerler, hadi düştüler diyelim, neden o noktada kalmaya devam ederler?

Her uzman kendi ilgi alanını araştırırken ve bulduklarını uygulamaya koyarken, en büyük hatası sadece o pencereden kronik bir hastalığı tedavi etmeye çalışmasıdır. Ancak örneğin malesef dar bakışlı bir diyetisyen, duygusal yeme veya gece yeme bozukluğu olan bir hastanın, gece yarısı, adeta transa geçmiş bir şekilde bir paket çikolata yemesini anlayamaz. Hatta “ben doğru formülü verdim, sen yapmıyorsun” diyerek hastaya tekrar “hatalısın, iradesizsin,…” mesajını vermeye devam eder.

Yeme psikolojisi, duygusal yemeden çeşitli psikiyatrik hastalıklara kadar gidebilen geniş bir yelpazedir. En sık görülen rahatsızlık da depresyondur. Depresyon iki yönlü gelişebilir, depresif durum yeme alışkanlıklarını değiştirip kilo alımına yol açabileceği gibi, fazla kilo yüzünden de depresyon gelişebilir. Duygusal yeme, olumlu/olumsuz duygulanım sonucunda buna tepki olarak yemek yemek olarak tarif edilebilir. Kişi yemek yiyerek adeta kendini “tedavi eder”. Hastada psikopatoloji gelişmişse anoreksiya, bulimiya da görülebilir. Hayatının kontrolünü kendinde hissetmeyen kişi, bedenini aşırı kontrol ederek tepki verebilir. Obsesif kişilik yemeklere takıntılık olarak çıkabilir. Yeme bağımlılığı da yeni yeni araştırılmaya başlanılan, psikolojik ve nörolojik açıklamaları olan bir hastalıktır…. bu örnekleri çoğaltabiliriz….

Özet olarak, eğer kronik olarak fazla kilo sorununuz varsa, bu bir hastalıktır ve tedavisinde mutlaka multidisipliner, farklı uzmanların beraber çalıştığı bir tedavi sürecine girmek şarttır. Aksi halde geçici olarak kilo verilse de bir süre sonra kilo geri alımı gerçekleşir (malesef konvansiyonel yöntemlerle kilo verildikten sonra kilo geri alım yüzdesi çok yüksektir, %90-95 civarındadır!). Kapsamlı bir tedaviye başlamayacaksanız hiç başlamayın, mevcut kilonuzu koruyun, çok daha sağlıkdır. Kilo veriş ve alışlar bedenimize ciddi zarar vermektedir. Obezite kesinlikle tedavi edilebilir bir hastalıktır, yeter ki doğru adresi bulun….