Su Böreği “gerçekten” nedir?

Karnımız aç olduğunda kim fırından yeni çıkmış, altın sarısı kızarmış, mis gibi tereyağı kokan su böreğine veya hafif nemli yoğun bir kakaolu keke hayır diyebilir? Veya soslu, tereyağlı, kıtır pideli iskendere veya kurufasulye pilava?
 ..
O anda biz, biz olmaktan çıkarız, adeta içimizde başka biri kumandanımizi ele alır ve yiyeceğe gömülürüz 🙂 Karnımız aç  değilse bile tanıdık, bildik, bizi mutlu, güvende hissettiren yiyecekler önümüze konulduğunda çok zor hayır deriz, en azından birkaç lokma atarız ağzımıza… O anda herşey silinir, sadece yiyeceğe, aldığımız zevke odaklaniriz.
 ..
Farkındalıklı yeme (mindful eating) yiyeceklere başka bir açıdan, perspektiften bakabilmektir…  Adeta gözünüzün önündeki perdenin kalkmasıdır. Kendinizi dışardan seyretmektir… O an sadece önce aç olma deneyiminize sonra bedeninizin ihtiyacını sorgulamaya ve ona (bedeninize) “en iyi gelecek” yiyeceği, besini bulmaya odaklanmaktır.
 ..
Birden önünüzdeki dumanı tüten, mis kokulu, yumuşak su böreği başka bir şeye dönüşür… Onu farklı görürsünüz… Kimi önce duygusunu, hatırasını, özlemini görür sonra içindeki besinleri, kimi tam tersini… Besin olarak baktığımızda, çoğu faydalı besinlerinden arınmış, kan şekerinizi hızlıca yükseltip kısa süre sonra düşürerek tekrar acıkmanıza yol açacak GDO’lu buğday unu kullanılmış bir yiyecek görürüz. Duygu, hatıra olarak baktığımızda ise belki büyükannemizi görürüz, bizi sorgusuz sualsiz kabullenen, maydanozu sevmediğinizi bildiği için böreğin bir köşesine sade peynir koyan, yerini de kibrit çöpüyle işaretleyen, kimsenin o parçayı yememesi için atmaca gibi tepsiyi kollayan buyukannemizi… Simdiki hayatımızda arayıp bulamadığımız özeni, şefkati gösteren buyukannemizi ararız o su böreğinde…
 ..
Farkındalıklı yeme, o anda karar vermektir… Bedenim için çok da besleyici olmayan su böreğini yiyecek miyim? Evet ise ne kadar? Asla yememek değildir, sadece bilerek, hissederek, duygumuzu doyurarak ancak bedenimize zarar vermeden yemektir. Besin olarak görürsek belki bedenimize daha uygun başka bir seçeneğe gideriz, duygu olarak görürsek de, büyükannemizi, onun sevgisini, şefkatini hatırlamak, hayatımızda ona sahip olduğumuz için şükretmek için bir-iki lokma belki yeterli olabilir? Sonuçta bize o kadar özen gösteren bir kişi yanılmış olmamalı, gerçekten özene, itinaya, şefkate layığız… En başta da bunu kendimize biz vermeliyiz…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir