Yerleşmiş bir ayrım vardır: insanların “ güzel, iyi, pozitif duyguları” ve “kötü, yanlış, negatif duyguları” vardır. Kötü duygular ayıptır, utanç vericidir, saklanmalıdır.

Bu bakış açısı bizi adeta çıkmaz bir sokağa mahkum eder. Çözümsüzlük yaratır. “Doğru” olduğu için, içimizden gelmediği hallerde bile kendimizi pozitif, güzel duygular keşfetmeye zorlarız, suratımıza yapmacık ifadeler oturtmaya çalışırız. Tabi bu esnada, içimizdeki mevcut duyguyu bastırmakla da uğraşırız. Bir müddet başarabiliriz de… Ancak suyun altında bastırırken elimizden kaçan ve hızla su üstüne fırlayıp su sıçratan bir deniz topu gibi, bastırdığımız duygular da, dikkatimizin dağıldığı ilk anda dışarı fırlar. Üstelik ne kadar bastırırsak, o oranda hızla, güçle kendini dışarı atar.

Duygular çevremizdeki olaylara, durumlara verdiğimiz tepkilerdir. Aynı duruma farklı kişiler, farklı tepkiler verebilir, çoğu zaman verir de… İnsanları diğer canlılardan ayıran en belirgin özelliklerinden birisi, farklı öznel tepkiler vermesidir.

Verdiğimiz tepkiler, duygularımız nereden çıkıyor? Belli bir yerde depolanmışlar mı yoksa, bir olay anında mı oluşup kendini belli ediyor?

 Bu basit sorulara kesin ve net bir cevabı hiçbir bilim adamı veremiyor. Herkes kendi bilgisine, eğilimine ve isteğine göre tanımlıyor. Bilimsel olarak tam bir kesinlik ile ispatlanmamasına rağmen büyük bir çoğunluğun kabul ettiği birkaç cevap var:

  1. Duygular bilinçaltından çıkıyor. Bilinçaltı, bilince hükmettiği için, duygularda bilince hükmediyor. Dolayısıyla bilinçli aklımızla duygularımızı kontrol edemiyoruz. Etmeye kalktığımızda kısa süre içinde, dışarı fırlayan deniz topu gibi, duygular büyük bir güçle kendilerini dışarı atıyorlar.
  2. İyi-kötü, doğru-yanlış duygu yok. Yüksek-alçak ses gibi, şiddet oranı farklı seviyelerde duygular var.

Temel olarak dört duygumuz vardır: Korku, üzüntü, öfke ve sevinç. Bu duygulara doğuştan sahip oluruz, yaşarken sadece ifade tarzını öğreniriz.

Aslında öfke duygusu ikincil bir tepkidir. Buzdağının tepesine öfke dersek, denizin altındaki kısımda hayal kırıklığı, engellenme, incinme, saldırıya uğrama, aşağılanma, vs gibi temalar bulunduğunu görebiliriz.

İnsanlar bilinçli veya bilinçsiz, temel olarak 3 şekilde öfke duygusu ile baş etmeye çalışırlar:

1.    Bastırmak : Öfke bastırılabilir, sonra bu öfke başka bir şeye dönüşür veya yönlendirilir. Amaç öfkeyi pozitif bir mecraya yönlendirmektir. Bu yöntemin tehlikesi, eğer öfke bir şekilde dışarı çıkarılamazsa kişinin kendisine yönelir. Bastırılan öfke, yüksek tansiyon, yüksek kan basıncı, depresyondan tutunda kansere varabilen hastalıklara yol açabilir. İfade edilmeyen öfke başka problemler de yaratır. Pasif-agresif davranış biçimi (insanlarla dolaylı yoldan, nedenini söylemeden hesaplaşmak) veya alaycı, düşmanca bir tarz yaratabilir. Diğerlerini sürekli aşağılayan, herşeyi eleştiren ve alaycı yorumlar yapanlar, öfkelerini yapıcı olarak ifade edemeyenlerdir. Onların pek fazla başarılı ilişkileri olmaması da hiç şaşırtıcı olmaz.

2.    İfade etmek : Öfkenizi yapıcı ve (agresif olmayan) kararlı bir şekilde ifade etmek en sağlıklısıdır. Bunu yapmak için, kişinin başkalarına zarar vermeden, kendi ihtiyaçlarını net bir şekilde ortaya koyması ve elde etmeye çalışmasıdır. Kararlı olmak, kesinlikle talepkar veya agresif olmak değildir. Kendine ve başkalarına saygılı olmaktır.

3.    Sakinleşmek : Son olarak, içsel olarak sakinleşebilirsiniz. Sadece dışarıya olan hareketlerinizi değil, aynı zamanda içsel tepkilerinizi de kontrol etmektir. Nabzınızı yavaşlatmak (duygularınızı yatıştırmak) için çeşitli çalışmalar mevcuttur.

Öfkemizi ifade tarzımızda yetiştiriliş tarzımız büyük rol oynar. Bebeklerin taklit ile öğrendiğinden yola çıkarsak, yakın çevremizin duygularını ifade ediş tarzını ilk başta kopyalarız ve doğru kabul ederiz. Ancak zamanla, farklı sosyal çevrelere girince, etrafdan tepki almaya başlayınca kendimizi sorgulamaya başlarız.

Amacımız temel duygularımızı bastırmak veya yok etmeye çalışmak değildir. Duygularımız bize bazen fazla kuvvetli, şiddetli bir şekilde birşey anlatmaya çalışırlar. Onların mesajlarını algılayıp, harekete geçtiğimiz anda, otomatik olarak onların da görevleri tamamlanacak ve eskisi kadar şiddetli kendilerini göstermeyeceklerdir. Bu bakış açısı Öfke Yönetimi programımızın ana temasıdır.

 

Öfke Yönetimi Programı

Öfke Yönetimi programının ana teması yukarda belirtilmiştir. Dolayısıyla esas hedefimiz danışanın kendini tanıması konusuna odaklanmaktır.

Program bireysel veya Grup çalışması olarak gerçekleştirilebilir. Toplam 8 (sekiz) seansdan oluşur. Bireysel çalışmalarda bir seansın süresi 1.5 – 2 saat civarındadır. Grup çalışmalarında 3 saattir. Grup çalışmasında maximum kişi sayısı 6’dır. Tercihan haftada 2 defa buluşularak program bir ayda tamamlanır. Gerekirse ilk haftadan sonra haftada bir olarak da program gerçekleştirilebilir. Daha seyrek seanslar önerilmez.

Program danışanın sağ ve sol beynine aynı anda hitap edecek şekilde düzenlenmiştir. Sol beyni beslemek ve tatmin etmek için insanın mekanizması, bilimsel gerçekler, duyguların tanımı, vs gibi konular ders şeklinde işlenmektedir. Zaman zaman küçük ev ödevleri ile desteklenir.

Programın temel hedefi olan danışanın kendini tanıması adına özellikle bilinçaltı çalışmalarına ağırlık verilir. Çeşitli tekniklerle, danışanın kendi kör alanlarını ortaya çıkarmasına yardımcı olunarak, gizli kalmış potansiyeline de ulaşması hedeflenir. İmgeleme meditasyonları kullanılır.