Obezitenin Tedavisinde Geçerli Bir Yaklaşım Olarak Regresyon Terapisi

Obezite çalışması diyetisyenleri ve bu alandaki uzmanları şaşkına çevirmiştir. Bu makale, konu üzerinde gerçekleştirilen araştırmayı yansıtmaktadır. Regresyon terapisinin ve şuurdışı zihindeki engeller üzerinde çalışmanın başarı için temel anahtar olabileceğini savunmaktadır. Yazarın araştırması aşırı şişman bedenlerin gerisinde beş temel neden olduğuna işaret etmektedir. Yazar bu nedenleri tanımamakta, çocukluk ve geçmiş yaşam terapisini kullandığı bir vaka incelemesini belgelemektedir.

1980 ve 90’lı yıllarda “fitness” alanına artan ilgiye rağmen, istatistikler şok edici bir gerçeğe işaret etmektedir: diyet uygulayarak kilo verenlerin yüzde seksen ila yüzde doksanı, verdiği kiloları geri almaktadır. Diyet değişimi, egzersiz, davranış gibi dış koşullara vurgu yapmayı sürdürürken düşünceler, inançlar, zihin modelleri ve duygular gibi içsel faktörleri gözden kaçırıyoruz. Zihnin, şuurdışı nedenlerle bedeni aşırı şişman tutma yeteneğinin farkına varabilmiş değiliz. Şimdiye dek bireyin “ruhunu” ya da enerji özünü değerlendirmeye de başlayamadık. Uzmanlar, nedenler yerine sonuçları incelemeye devam ediyor.

Sağlıklı ve normal kilolu bir beden için, iyi beslenme ve egzersize ihtiyaç olduğu açıktır. Ancak obez ve/veya aşırı kilolu milyonlarca Amerikalı kilo verememekte ve şişmanlıktan kurtulamamaktadır.

Durumu anlamaktan uzak olan arkadaşlar ve bazı uzmanlar feryat etmektedir: “ihtiyaçları olan tek şey, daha fazla irade gücü.” İrade gücü şuurlu zihnin bir fonksiyonudur. İnsan irade gücüyle kilo verebilir mi? Elbette. Bu her zaman işe yarar. Her diyet ya da egzersiz programı etkili olur. Ancak insanın şuurdışı zihninde, aşırı şişmanlığı sürdürmesi için nedenler mevcutsa, verdiği kiloların hepsini geri alacaktır!

Obezite, insanın içindeki bir mücadeledir. Şuurlu zihin “gerçekten de kilo vermek istiyorum!” derken ve şuurdışı zihin “kilo almam lazım, çünkü…” der. Obezite, insanın içindeki bir mücadeledir ve ne kadar değerli olursa olsun hiçbir dış önlem bu sonunu çözemez. Sorun, neden değildir. Neden içseldir ve zihinseldir.

Nedenler, bedenin ekstra kilolarını koruma ihtiyacını doğuran kişisel deneyimler ve hatıralardır. Nedenşuurdışı zihinde kilitlidir.

Kilo verme mücadelesindeki en cesaret kırıcı olgulardan biri, kişinin umudunu yitirmesidir. Gösterilen her çaba, kiloların hepsinin geri alınacağına dair inanç (ve korku) ile boşa çıkmaktadır. Diyet yapan kişi, kilo almasının nedenlerinin olduğun fark ettiğinde, zihnin ne yarattığı bu nedenleri, yeniden yaratabileceğini de kavrayabilir.

Kilo kontrolüne ilişkin geleneksel danışmanlık alanında yaptığım on beş yıllık çalışmalarım sonucunda bu engelleyici gerçeği görünce, zihin ve hipnoz alanında daha derin bir çalışmaya yöneldim. Sonunda kendi yaklaşımımı geliştirdim ve müşterilerimle daha sağlıklı bir beden imgesi yaratmak için zihni yeniden programlamak ve alışkanlıkları değiştirmek ekseninde çalışmalara başladım. Başarı oranı az da olsa yükselse de yaşam boyu diyet yapan insanlar için şuurdışı zihnin sahip olduğu hatıraların ve programlamanın kolay kolay değişmediğinin farkına vardım. Bu söylediklerime rağmen, çoğu insan kilo vermek konusunda halen hızlı ve çok çaba sarf etmeyi gerektirmeyen çözümler aramaktaydı. Benim “kilolarını hipnotize ederek uzaklaştırmamı” istemekteydi. Daha küçük bir azınlık ise öğrettiklerimi anlayıp sorumluluk üstlenmeye hazır durumdaydı. Aşırı kilolu insanların çoğunda, şuurdışı zihnin standart hipnoz teknikleriyle değiştirilemeyecek inançlar ve programlara sahip olduğunu fark etmeye başladım.

Son yedi yıldır, derin şuurdışı zihinle bağlantılı olarak kapsamlı çalışmalar gerçekleştiriyorum. Müşterilerimin kilo sorunlarının nedenini bulmak için çocukluk hatıralarına ve deneyimlerine başvurmayı denedim. Yıllar boyu süren araştırmalarım sonucunda, hipnoz altındaki regresyonlarda aşırı kilolu kalmalarının NEDENLERİNİ ortaya çıkarmaları için insanlara yardım etmenin faydalı olduğunu gördüm.

Bu müşterilerim açısından bedenlerini aşırı kilolu tutma ihtiyacının mevcut olduğunu anladım. Kilo ihtiyacı, şuurdışı zihinlerinde kilitli olan hatıralarına karşılık korunmaya dönük bir ihtiyaçtır. Bu hatıralar, her insanın kendi yaşamına ve deneyimlerine göre değişmektedir. Ana başlıklar halinde şunları içermektedir:

Yemek yeme alışkanlıklarının programlanması: nasıl yemek, ne yemek, ne zaman yemek, neden yemek.

Aşırı disipline ya da yadsınmaya maruz kalmak ve çocuğun bunlara duygusal ve zihinsel tepkisi.

Oyun arkadaşlarından farklı bir biçimde şişman bir bedene sahip olmaktan kaynaklanan acı verici çocukluk hatıraları; okulda alaylara konu olma ve utanç duyma.

Suiistimal: Duygusal, zihinsel, fiziksel ve ruhsal.

Bu meselelerin ya da hatıraların bir kısmı danışma oturumlarında tartışılabilmektedir ve çoğu zaman da değerlendirmeye tabi tutulur. Öte yandan bir yetişkinin rasyonel zihni ile bir hatırayı tartışmasıyla aynı yetişkinin hipnoz altında deneyimi yeniden yaşaması arasında büyük bir fark mevcuttur.

Düşünce enerjidir. Duygu enerjidir. Kilo enerjidir. Aşırı kilo enerjinin hareket etmemesi yada beden-zihin sistemlerinde serbestçe akmaması anlamına gelir. Aşırı kilo, bloke edilmiş enerjidir. İnsan kendisini koruma ihtiyacı hissederse, aşırı kilo alabilir. Şuurdışı zihin söz konusu olduğunda, korunma amacıyla aşırı kilo almak için yeterince mevcut neden vardır.

Aşırı kilolu beden, tıkanmanın tezahür eden bir formudur. Bu ifadelerim, zayıf insanların hiç tıkanma yaşamadığı anlamına gelmemektedir. Zayıf insanlar da bu tıkanmaları (belki de aynı tıkanmaları) farklı şekillerde sergiler. Her insanda enerji tıkanmaları mevcuttur.

Kilo, koruyucu bir katman işlevi görür. İnsanın kendini korumaya dönük şuurdışı bir ihtiyaç hissetmesinin nedenleri mevcuttur. Genel olarak, aşırı kilolar için beş temel neden tespit etmiş durumdayım.

(1)   Hislerin ve duyguların içeride saklanması.Yıllar boyunca birlikte çalıştığım aşırı kiloluya da obez danışanlarımın çoğunluğu, duygusal benliklerine karşı çok duyarlıydı. Danışan duygularını çok derinden hissettiğini fark edebilmektedir. Toplumumuzda buna her zaman değer verilmemektedir. “Duygusal davranma-soğukkanlı ol!” ilkesinin benimsendiği batılı toplumlarda, duyarlı bir doğaya sahip olmak uygun karşılanmamaktadır. İnsanlar da buna uyum sağlamaya çalışmaktadır. Ancak bu uyum sağlama süreci, duyarlılığın kapatılması ve “bastırılmasını”, yani duygusal benliğin bloke edilmesini gerektirmektedir. Beden bu ihtiyaca şuurdışı düzeyde yanıt vermektedir. Aşırı kilolu beden, insanın alıcı, duygusal benliğini donuklaştıracaktır.

Danışanlar hissetmeye başladıkları duygulardan uzaklaşmak ve “duygularını tıkamak” için yemek yediklerini öğrenmektedir. Duygularını içlerinde tutmak ve ifade etmekten kaçınmak için kendilerini yemeğe vermektedirler. Buldukları bu çözüm işe de yaramaktadır! Yemek yemek duyguları tıkamakta ve içeride tutmaktadır.

(2)   Kişisel gücün içeride tutulması. Güç enerjidir. Enerji güçtür. Aşırı kilolu müşterilerimin çoğunun güçlerini içlerinde tuttuğunu gördüm. Pasif olarak kalmayı tercih etmektedirler. Aslında kişisel güçlerinin farkında oldukları ya da bundan bir anlam çıkardıkları da söylenemez. Bazıları riskten ya da değişimden kaçtıkları için “güçlerini kendilerine saklamaktadır.” Başkalarının hislerini incitmekten ve kendilerinin de incinmesinden çekinmektedir. Kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmek yerine kabul etmeyi, içe dönmeyi, vazgeçmeyi ve kaçmayı tercih etmektedir.

(3)   Saklanan hatıralar. Acı veren hatıralardan ve duygulardan kaçma arzusu mevcuttur. Danışan çocukken kendisine lakaplar takılması, teneffüslerde oynanan oyunlarda kendisine gülünmesi yada diğer çocuklar tarafından dışlanması gibi hatıralara sahipse, hatıralara izin verilmesi ve acının kabul edilmesiyle en büyük şifaya kavuşulmaktadır. Sonrasında ilerlemesinin önünde engel kalmamaktadır.

Bazı hatıralar daha da kötü bir etki bırakabilmektedir. Bazı araştırmalar, her beş kadından üçünün cinsel olarak suiistimale maruz kaldığını göstermektedir. Hipnoz altında bu tür kadınların birçoğuyla çalıştım. İnancıma göre cinsel suiistimal farkındalığın her boyutunu etkilemektedir. Bu tür travmatik hatıraların iyileşmesi zaman almaktadır. Farklı türlerde fiziksel, zihinsel, ve duygusal suiistimallere de rastlanmaktadır. Bunlar genellikle iyi niyetli ebeveynler tarafından ya da kendi incinmişlikleri üzerinden hareket eden başkaları tarafından bizlere yöneltilmektedir.

(4)   Kendi kendini cezalandırma. Obez bir insan içsel bir bakışa başladığında genellikle kendini sevme eksikliği ya da cezalandırılmayı hak etme yönündeki derin bir şuurdışı inanç su yüzüne çıkmaktadır. Kendini sevme eksikliği, sevilemeyecek ve kabul edilemeyecek bir beden yaratmaya katkıda bulunmaktadır. “mutluluğu hak etmiyorum!” inancı, ince ve zarif bir beden, aile yapısındaki eşitlik kendi kendini cezalandırmayla eşit sayılmaktadır.

(5) “Ruhun” korunması. Duyarlı bir insanın ruhunu korumaya ihtiyacı vardır. Ruhunu hiç kimsenin “gerçek kişiliğini tanımasına” izin vermeyerek güvenli bir biçimde saklaması gerekmektedir. Ruh, genellikle çocukluğun ilk yıllarında incinmektedir. Yetişkin, kendisini bu şekilde saldırılara açık bir konuma getirmeyi istememektedir.

Zaman zaman “orada kalma” arzusunun eksikliğinden de söz edilebilir. Yaşamı deneyimleme korkusu mevcuttur. İnsan “kendini tam olarak bedeninde hissettiğinde ve orada olduğunda” gerçekleşen enerji akışından kaçınmaktadır.

Kendi adıma şimdiki yaşamda ortaya çıkan alışkanlık modellerine odaklanmış olsam da bazı akut obezite vakalarında geçmiş yaşam terapisinin de faydalı olabileceğini gördüm. Dot olarak adlandıracağım bir müşterimin durumu da böyleydi. Dot, kırk beş yaşlarındaydı. 1.50 m boyundaydı ve bana ilk geldiğinde elli kilo fazlası vardı. Obezite ile bütün yaşamı boyunca mücadele etmişti. Kendisine önerilen her yolu denemişti. Başlangıç niteliğindeki ilk oturumda, beslenme hakkındaki bilgilerini kontrol ettim. Bilgi dağarcığının sağlıklı bir beslenme için fazlasıyla yeterli olduğunu gördüm.

Dot zeki bir kadındı. İçsel benliğine öylesine açıktı ki yaşamındaki olayların kendisine sunduğu şifa verici fırsatları ve meydan okumalar üzerinden çalışabildim. Dot vakasında ortaya çıkan başarılı bir biçimde kilo vermenin önündeki şuurdışı engellerin çok kısa bir özetini sunmak istiyorum.

(1)   Yaşam olgusu: Ebeveynlerin yanında yaşamak. İngiliz annesi Dot’ un karşı çıkamayacağım yemek pişirme ve yemek yeme alışkanlıklarına önem vermesi. Çocukluk regresyonu: Sevgi ve ilgi eksikliği. Dot’ un sevgi hissettiği tek kişi, kendisini çikolata ve şeker ile besleyen büyük annesiydi. Saklanan Hatıra/Duygu: Sevgi eşittir yiyecek/şeker.

 

(2)   Yaşam olgusu: Akşam yemeklerinde Dot’ un yeterince yiyecek olmayacağından endişelenmesi. Geçmiş yaşam regresyonu: açlık tehdidinin her zaman mevcut olduğu ilkel bir varoluş, mağarada yaşam. Küçük kabilenin yiyeceklerini dağıtma görevini üstlenen adam Dot’ un sevgilisiydi ve bu yaşamdaki kocasıydı. Dot, kendisine verdiği her ekstra yiyeceği kocasının onu başkalarından daha çok sevdiğini gösterdiğini düşünüyordu. Saklanan Hatıra/Duygu: Sevgi eşittir yiyecek; yeterince yiyeceğe sahip olmama korkusu; güvenliği sağlayan koca.

(3)   Yaşam olgusu: Dot’ un çikolataya karşı konulmaz arzusu. Geçmiş yaşam regresyonu: Şarkıcı; kendisine tapan hayranları ona çikolatalar gönderirdi; hastalıklı bir biçimde obez olmuştu. Popülerliği son bulduğunda, kendi kendine çikolata göndermeye başlamıştı. Öldüğünde yatağından dışarı çıkamıyordu. Şeker ve çikolataya bağımlıydı. Saklanan hatıra/Duygu: şeker/çikolata bağımlılığı; şeker/çikolatanın sevginin ifadesi oluşu.

(4)   Yaşam olgusu: Kocasının yeni bir bayan arkadaşının olduğu şüphesi. Geçmiş yaşam regresyonu: Bir papazın metresi olarak, kendini çok “çekici” buluyordu. Saklanan Hatıra/Duygu: “Kadınsı cilvelerden” tiksinme; kendi kendini suçlama; kendi kendini cezalandırma; kadınsı enerjiye güvensizlik; suçluluk; kendisinin Tanrı’ nın yolundan ayrılmış olduğuna inanma.

(5)   Yaşam olgusu: Dot’ un kocasının ders aldığı sınıfta yeni bayan arkadaşını görmeye devam etmesi. Dot’ a bayan arkadaşının ona benzediğini ve “hatta onun gibi göründüğünü” söylemesi. Geçmiş yaşam regresyonu: Amerika da bir Kızılderili kabilesi. “Öteki kadın” Dot’ un ikiz kardeşiydi. Dot’ un şimdiki kocasından bir çocuğu olmuştu. Dot “beyaz adamın zehrini” yemektense bir mağaraya çekilip ölmeyi tercih etmişti. Saklanan Hatıra/Duygu: Öfke: öteki kadını suçlama; açlıktan ölme.

(6)   Yaşam olgusu: Bir dişçi randevusunun ortaya çıkardığı değiştirilemeyen bir öğürme refleksi. Bu onun oral sekste güçlük yaşamasına yol açmıştır. (Dot buna itiraz etmemektedir, ancak bunu yapamamaktadır.) Geçmiş yaşam regresyonu: Bir grup adam tarafından tecavüze uğrama deneyimi. Saklanan Hatıra/Duygu: Güçsüzlük; öfke; korku; öğürme refleksi.

(7)   Yaşam olgusu: Artan psişik duyarlılık; Küçük kabalıklardan korku duymak. Geçmiş yaşam regresyonu: Hintli bir şifacı. Kabilesinin askerler tarafından katledileceğini görmüştü ve bunu “vizyonlarında” yaşamıştı. Saklanan Hatıra/Duygu: “Çıldırma” ya da vizyonlarda yaşama korkusu: diğer insanların gücünden korkma.

(8)   Yaşam olgusu. Kocasının öteki kadına ilgilisinin devam etmesi; yalnız kalma korkusu. Geçmiş yaşam terapisi: Politik nedenlerle canlı kalmasına izin verilen hapishanedeki (zindandaki) genç kız. İyiye beslenmiş, yalnız bırakılmış ve bir başına ölmüştü. Saklanan hatıra/Duygu: Yalnız kalma korkusu; rahatlama sunan tek şeyin yiyecek olması.

(9)   Yaşam olgusu: Evliliğini inceleme; sevgi tartışmaları; kocasının hareketlerine sınırlar getirme çabası. Geçmiş yaşam regresyonu: Dot kendini cinsel açıdan gizliden gizliye çok aktif olan bir keşiş olarak görmüştü. Saklanan Hatıra/Duygu: Kendi kendini suçlama; kendi kendini cezalandırma.

(10)    Yaşam olgusu: Evinin yakınlarındaki ormanda egzersiz amacıyla yürüme arzusu; atsineklerinden duyduğu korku nedeniyle bu arzusunu yerine getirememesi. Geçmiş yaşam terapisi: en uygun olanın hayatta kalması amacıyla kabilesinin gelenekleri çerçevesinde ölüme terk edilmişti. Açlıktan ölmüştü ve üzerini atsinekleri kaplamıştı. Saklanan hatıra/Duygu: Açlıktan ölmek; atsineği korkusu.

(11)    Yaşam olgusu: Kocası ile sevişirken Dot’ un sakladığı hafızalarından doğan kendiliğinden reaksiyonu; hıçkıra hıçkıra ağlayarak cenin konumu alması. Şimdiki yaşam regresyonu: Çocukluktan ergenliğe kadar cinsel istismara (ensest) maruz kalması; hiçbir zaman dile getiremediği güçlü mesajlar. Saklanan Hatıra/Duygu: Güçsüzlük; korku; öfke; şuurun bedenden dışarı çıkması; kendisi hakkında konuşmaktan ya da kendi ihtiyaçlarını dile getirmekten korku duyma. Daha geniş bir zamanda incelemek üzere ele aldığımız ilk konu bu oldu.

(12)    Yaşam olgusu: Dot şuur dışından kaynaklanan bir başka hatıraya sahip olması ve yakınlarda hiç sigara yokken sigara kokusu alması. Şimdiki yaşam regresyonu: Erkek bir akrabası tarafından genç yaşta oral seks istismarına maruz kalması; iletişime geçme sorunu. Saklanan hatıra/Duygu: Korku; güçsüzlük; şuurun fiziksel bedenden dışarı çıkması; öğürme refleksi.

(13)    Yaşam olgusu: Alternatif şifa yöntemleriyle ilgili olarak insanlarla çalışma yapma ve psişik olarak sürekli açık olma. Dot korkunun yükseldiğini hissetmişti. Geçmiş yaşam regresyonu: Enerjinin kontrol altında tutulabilmesi için başına bir levhanın yerleştirildiği deneysel bir ameliyat geçirmişti; psişik enerjisinin sinirsel ve tehlikeli olduğu düşünülmüştü. “Şeker şoku” yaratan bir çeşit enjeksiyon yapılmıştı. Saklanan Hatıra/Duygu: Psişik yeteneklerini anlamayan insanlardan korku duyması: güç korkusu: şeker bağımlılığı.

(14)    Yaşam olgusu: Dot’ un sözlerinde öfkenin yükselmesi; “ikiye bölünmüşlük” hissi. Geçmiş yaşam regresyonu: Maya toplumunda spiritüel bir üstat; emrindeki insanları öldürdükten sonra kendi kendini suçladığından canının bir parçası kilitli kalmıştı. Saklanan Hatıra/Duygu: Kendi gücünden korku duyma; kendi öfkesinden korku duyma; can düzeyinde kendi kendini cezalandırma.

(15)    Yaşam olgusu: yaratıcılığından kaçması; beden ağrısı; görme gücünün kötüye gitmesi. Geçmiş yaşam regresyonu (üçlü grup regresyon): İnka öncesi çağda, Dot’ a görsel bir armağan bahşedilmişti. Hamileydi ve bu görsel armağanı korumak için bir kurban olarak bebeği bedeninden (kesilerek) alınmıştı. Saklanan Hatıra/Duygu: Bu yaşamda çocuk sahibi olmama kararı; ötekilerden korku duyma: yaratıcı yeteneklerini kullanmaktan korku duyma.

Dot’un şuur dışından kaynaklananve şimdiki yaşamındaki günlük olaylar tarafından tetiklenen bu tıkanmaları tek tek değerlendirdik. Her hatıra zihinsel ve duygusal bir serbestlik getirdi. Dot’ a aşırı kilolu olma ihtiyacı tam olarak kavrayabilmesi için yardım ettim. Buna erk olarak Dot’ un başkalarının enerjilerine aşırı duyarlı oluşu. İnsanlardan uzaklaşma ve kendi duygusal benliğini bastırma eğilimini doğurmuştu. Birçok obez insanda olduğu gibi, Dot kişisel gücünü, anlaşıldığı kadarıyla geçmiş yaşamlardaki deneyimlerden kaynaklanan “can-zihin” modeli olan çaresizlik hissine dönüştürmüştü.

Obezite ve aşırı kilo sorunu çok karmaşıktır. Bir yada iki çocukluk ve geçmiş yaşam regresyonu ile çözüme kavuşturulabilen diğer meselelerin aksine, kronik aşırı kilolu müşterilerimin vakalarında bunun geçerli olamayacağını gördüm. Geçmiş yaşamında açlıktan ölen birinin yeterince yiyeceğe sahip olamama korkusu ve bastırılamaz bir açlık hissetmesi bir değer taşımaktadır. Ancak bu ömür sırasında pekişen aşırı yemek yeme modellerine de işaret edilmelidir. Şuurdışı zihindeki nedenleri keşfetmek ilk adım olmalıdır. İkinci adım ise danışanın zihninin şuurlu düzeyinde eyleme geçmesidir. Bu sağlıklı yemek tercihlerine ve fiziksel etkinlikte artışa dönük aşama aşama mesafe kat etmektir. Diyet yapan kişi ilk adımı atmadan ikinci adıma geçmemelidir. Kilo vermek için şuurlu bir kontrol kurmaya çalışırsa, kendini sabote ettiğini görecektir. Sonunda verdiği kiloları geri kazanacaktır. Obez insanların birçoğu, halen birçok reklamın vaat ettiği gibi kısa süreli ve hiç çaba sarf etmeyi gerektirmeyen yöntemlerin peşindedir. Ancak böyle bir şey mümkün değildir. Başarıya ulaşabilmek için benliği keşfetmek üzere içsel seyahate çıkmak gerekmektedir.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir