Kader – Yaşam kontratımız var mı?

Yaşam nedir? Neden doğarız, neden ölürüz? Hayat misyonumuz nedir? Kader nedir? Kadere, kaderimize müdahale şansımız var mı?

Eminim ki yukarıdaki soruları bazılarınız sürekli, bazılarınız ise yaşamları boyunca en az bir kere kendilerine sormuşlardır. Cevapları ise… Bazılarınız bulmuş, bazılarınız bulduğunu zannetmiş ancak büyük bir çoğunluk ise düşünmemeye çalışarak yaşamın onlara sunduğu acı tatlı olaylarla yuvarlanıp gitmiştir. Aslında genellikle mutlu, neşeli olduğumuz dönemlerde sormayız da, başımıza beklenmedik, bizi sarsan, yaralayan olaylar geldiğinde düşünmeye başlarız…

Ben bu soruları çok kereler sordum ve pek çok öğretiyi araştırarak cevaplar bulmak için çabaladım. Kendimce bir sentez yarattım, bir takım cevaplar verebiliyorum. Ancak bu cevaplar şimdi için geçerli, yarın ne olacağını bilemem…

Bu dünyaya bir amaç için geliyoruz, belirli bir misyonumuz var. Ancak bu misyon somut bir hedef değil. Belirli bir mevkiye yükselmek, para kazanmak, aile kurmak, çocuk sahibi olmak veya mükemmel sağlığa, bedene sahip olmak, vs gibi hedefler yaşam kontratımıza bir zemin, bir araç olurlar. Gerçekleştirmemiz gereken, sembolik olarak yaşam amacımızı bulmak ve dünyevi araçların onu anlamaya, geliştirmeye hizmet ettiğini kabul etmektir. Dışsal şartlarımızın değişmesi (örneğin, iflas etmek, işten çıkartılmak, boşanmak, hastalanmak vs gibi bize yön değiştirten olaylar)  aslında misyonumuzu tamamlayıcı durumlardır. Dolayısıyla, insanın kendini dünyadan kopartması, yapması gerekenleri inkar ederek inzivaya çekilmesi veya içinde yaşadığı toplumdan kaçması aslında misyonuna, doğum amacına ters düşen bir hareket olur. Biocognition konusunda dünyaca tanınan Dr. Mario Martinez’de şöyle söylüyor, “Only the society that you were born into, can heal you!” (“Sadece içinde doğduğun toplumda/ortamda şifa bulabilirsin!”)

Bir misyonumuz, yaşam kontratımız olduğunu kabullendiğimizde, hemen ardından ikinci sorumuzu soruyoruz, bu kontrat nedir? Yaşam boyunca karşımıza pek çok seçenekler, yollar çıkıyor, neden? Eğer amaç misyonu gerçekleştirmek ise, neden sadece bir yolda ilerleyebilecek şekilde bir düzenek yok?

Kişinin misyonunu tanımlayıp, onun gereklerini yapması yaşam amacıdır. Ancak pek çoğumuz için, bu misyonu tanımlamak da bir yaşam amacı olabilir ki bu dönemin insanlığı da belki bu konuda sınanıyordur. Belirli bir somut amaç uğruna mücadele etmeyi insanlık çok başarılı bir şekilde öğrendi, belki de artık devir benliğin misyonunu bulmak için çabalamaktır…

Kader kelimesine sözlükte bakarsanız, başka kelimelerle de ifade edildiğini göreceksiniz. Örneğin, takdir, kısmet, mukadderat, alın yazısı, … Benim dikkatimi çeken tüm bu kelimelerin benzer bir anlam içermesi, kadere müdahale edilemeyeceği şeklinde bir ifadeleri var. Başımıza ne gelirse yaşamak, çekmek mi zorundayız? Bir depreme, trafik kazasına veya piyangodan büyük ikramiye çıkmasına müdahale edebilir miyiz? Hayır… Peki hangi noktalarda kişisel seçimlerimiz, irademiz olabilir?

Bu arada bazıları diyor ki aslında özgür irade yok, her şey önceden yazılı… Buna inandığınız zaman arkasından şu soruyu sormaz mısınız? “Öyleyse neden dünyaya geldim ki? Ben – her ne şekilde isimlendirirseniz isimlendirin – Tanrı, Evren, İlahi Güç, Allah’ın bir kuklası mıyım? Aksi taktirde beni nasıl sınayacak ki?” Özgür irademizin olmayışını ben kabul etmiyorum… Özgür irademiz sonsuz potansiyelimizi nasıl kullanacağımızdır. Ağacımızda hangi dalda olursak olalım, onu yorumlayış ve kullanış şeklimizdir.

Bu noktada ingilizcedeki iki kelime devreye giriyor, “fate” ve “destiny”! Caroline Myss’e göre fate, başımıza gelen olaylar, kişisel irademiz dışında yaşadıklarımız. Destiny ise yaşadıklarımızı yorumlayarak, onlara olan bakış açımızı seçerek, kendimize seçtiğimiz yol, ki bu yol kişisel irademizle şekilleniyor.

(Bu iki kelimeye Türkçe de ayrı kelimeler bulamadığım için İngilizce kullanmaya devam edeceğim. Toplumların bakış açılarının kullandıkları dile, kelimelere yansıması ne kadar çarpıcı. Türkçe’de – en azından günlük kullandığımızda, belki eski Türkçe çok derin anlamlı başka kelimeler vardır, ben bilmiyorum – başa gelen çekilir manasında kelimeler varken, İngilizce de kişisel gücümüzü de anlatan kelimeler var, kıskanmamak elde değil!)

Ağaç sembolü hemen hemen tüm spiritüel ekollerde kullanılır. Yaşam serüveninizi bir ağaca benzetirseniz, kader, yaşam misyonu gibi kavramları anlamak daha kolay olabiliyor. Doğum anınızda ağacın dibindesiniz ve bir müddet seçim şansınız yok, ailenize, çevrenize mecbursunuz. Ancak büyüdükçe yol ayrılımlarına geliyorsunuz. Sağdaki dala mı kaysanız, soldakine mi? Fate dediğimiz noktalar kişisel seçim yapamayacağımız yol ayrılımları, öyle bir olay yaşıyorsunuz ki bir tercih yapamıyorsunuz (ör. doğal afetler, kazalar, piyangolar, vs) . Destiny ise sizin özgür iradenizle yapacağınız seçimler ki fate olaylarını yorumlama biçimimiz de buna dahil. İlla kötü düşünmemek lazım, pozitif olaylar da bu bakış açısına dahil. Örneğin, doğuştan müziğe yeteneğiniz var, bu fate’tir. Bu yeteneğinizi nasıl değerlendireceğiniz ise destiny’dir. Evde çocuklarınızla, arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz veya sahnelere çıkabilirsiniz veya müzik öğretmeni olup başkalarına öğretebilirsiniz…

Tree Of Life, Gustav Klimt

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir