Bilim Üniversitesi’nden Caner Yılmaz ile röportajım

  • Kendinizden bahseder misiniz?

İsmim Şeniz Ünal. Dr. klinik psikolog ve doktora öğretim görevlisi olarak da unvanım var. Kadrom Gelişim Üniversitesi’nde. Akademik hayatımda, İstanbul Bilim Üniversitesi’nde misafir öğretmen olarak ders veriyorum, bunun dışında kendi psikolojik danışmanlık merkezim var orada danışan görüyorum. Lisansım Boğaziçi Üniversitesi Matematik bölümünde, mühendislik okumak isterken kendimi buralarda buldum. Yurt dışına çıktım ve Boston Üniversitesi’nde işletme bölümünde MIS üzerine master yaptım. Türkiye’ye geri döndüğümde personel müdürü olarak çimento fabrikasında çalıştım. Bundan sonra Novartis ilaç şirketinde stratejik pazarlama koordinatörlüğü görevinde çalıştım. 30’lu yaşlarda kendi hayatımı ciddi sorgulamaya başladım ve çalıştığım Novartis şirketinden ayrıldım ve bir yabancı eğitim firmasının Türkiye temsilcisi oldum buradan kazandığım tüm parayı kişisel gelişim eğitimlerime harcamaya başladım. Jung’un arketiplerinden derlenmiş bir sertifika programına gittim 2 sene sürdü. Koçluk ve kişisel gelişim uzmanlığı altında insanlarla çalışmaya başladım ve sonrasında kendi kendime dedim ki bu işi yapacaksam bir akademik alt yapımında olması gerekiyor ve 36 yaşımda tekrar okula geri döndüm. İlk önce yüksek lisans yaptım ve sonrasında doktoramı tamamladım. Yüksek lisansımı Ticaret Üniversitesi’nde tamamladım. Doktoramı da Arel Üniversitesi’nde tamamladım. Bunların dışında sürekli ek eğitimler alarak meslek değiştirmenin verdiği zorlukları aştım.

  • Lisans yıllarınızdan bahseder misiniz?

Lisanslarım en baba üniversitelerdendi. Çalıştığım meslekteki üniversitelerin sıralamada yerleri ortada. Bu durumu telafi etmek için sürekli çalıştım, ek eğitimlere gittim. Meslek değiştirmek çok zor ve kabul gören bir şey değildi 90’ların sonu 2000’lerin başı. Yüksek lisansımı Boston Üniversitesi’nde yaparken İngilizce konusunda zorlandım ancak çok da zor olmadı. Psikoloji masterını bunlardan 11 yıl sonra yaptım dolayısıyla benim için sıfırdan okula başlamak gibi oldu. Öğrenci tutumları vesaire konusunda ciddi şok yaşamışımdır, hem öğrenci hem öğretmen konusunda. Lisansı psikoloji olmayanlara büyük bir ön yargı vardı o zamanlar. Birde lisanstan sonra geçirilen 13 senenin verdiği olgunluk var ve lisanstan sonra hemen master yapmakla aradaki ciddi farkı gördüm. Şimdi sınıfta öğrencilerime de söylüyorum lisanstan hemen sonra yüksek lisans yapmak zorunda değilsiniz çünkü okul ve öğrenci psikolojisinden çıkmamış oluyor insan ama arada iş deneyimi olduktan sonra bam başka bir gözle bakıyorsunuz. Ben ne yüksek lisansımda ne doktoramda evde küçük çocuğum olmasına rağmen tek ders kaçırmadım, haftada 4 gece derse gittim çünkü çok severek isteyerek ve farklı bir bakış açısıyla aldım bu dersleri. Şimdide şunu tavsiye ederim; bir iki sene ara verip iş deneyimi kazanıp öyle master yapmalarını tavsiye ederim.

  • Nerede çalışıyorsunuz?

Kendi psikolojik danışmanlık merkezim var burada danışan görüyorum.

  • Psikolojiye ilginiz nasıl oldu?

Önce kendimi tanıma keşfetme yoluna girdim, arketip olarak baktığımızda yaralı şifacıyım diyebilirim. Paylaşımcı bir kişiliğim var yine arketiplerden gidersek her zaman içimde öğretmen öğrenci aksı da vardı. Ben Amerika’dan döndükten sonra bir dönem Boğaziçi Üniversitesi’nde ders verdim ama o sırada çalıştığım iş yeri izin vermediği için devam edemedim o zamanlar daha kolaydı. Lisede de ilkokul öğrencilerine ders verirdim bu benim içimde hep vardı ve öğrendiklerimi başkalarıyla paylaşmaya başladım. Zaten şimdiki terapi tarzımda psikoeğitim çok fazla vardır.

  • Üniversite yıllarına geri dönebilseniz ve farklı bir alanda yükselme şansınız olsaydı başka bir alana yönelir miydiniz?

Tıp fakültesi okurdum. O zamanlar puanımda yetiyordu ama ben Boğaziçi Üniversitesi’nde okumayı tercih ettim.

  • Boş zamanlarınızda neler yaparsınız?

Eskiden çok kitap okurdum artık o kadar okuyamıyorum. Sıkıldım sanırım kitap okumaktan. Film ve dizi izlemeyi çok severim. Belki işim gereği onları izlerken başka bir gözle seyrediyorum ve özellikle çok popüler film ve dizilerin karşı tarafa geçirdiği duygu, fikir, mesaj bunları görüyorum. Onun dışında seyahat etmeyi severim, mesleki çalışmalara katılmayı severim. İlla benden daha deneyimli olduğuna inandığım hocaların değil farklı enteresan şeylere gitmeyi de severim.

  • Meslek hastalığım dediğiniz bir şeyiniz var mı?

Bu meslek arkadaşlık ilişkilerini şöyle etkiliyor; kayıt dışı nasihat alma, tavsiye alma eskiden daha zordu şimdi daha kolaylaştı. Psikolog kimliğinin sınırını çizmek lazım çünkü sende şurada şöyle desen daha mı iyi olurdu gibi bir cevap verirken bulabiliyorsun kendini ve o bir gayri resmi bir seansa da dönüşebiliyor. Bazı kişilerle sınırını net çizmen gerekiyor. Çünkü onlar seni otomatik olarak öyle görme eğiliminde oluyorlar. Meslek hastalığı değil de insanların görünenin arkasındakini de görebiliyorsun insanları daha iyi ve objektif değerlendirebiliyorsun ve zaman ilerledikçe susmayı öğreniyorsun.

  • Klinik Psikolog ne yapar? Klinik ilgi alanlarınız nelerdir?

Klinik psikolog araştırma yapar, danışan görür, hastanede kurumda çalışır, hipnozu da o yapar. Türkiye’de her şeyi klinik psikoloğun üzerine yıktılar. Ben ne yapıyorum? İnsanları kendilerini tanımaları konusunda onlara destek olmaya çalışıyorum. Psikotik danışan görmüyorum, yaptığım işi daha çok kişisel gelişim olarak adlandırıyorum. Danışan grubumu da 16 yaş üzeri olarak tanımlayabilirim. Çocuklarla denedim ama çalışamıyorum, çiftlerle de çalışıyorum ve hepsinin özünde kendini tanımak olduğunu düşünerek çalışıyorum. Varoluşsal temalara illa giriyorum. Özel konu olarak kendini tanıma ve fobilerle çalışırım, yeme bozukluklarıyla çalışırım, travmalarla çalışırım ama uzun yıllanmış depresyonlarla çalışmayı çok sevmem açıkçası. Biraz daha dinamik, eylem noktasında olan insanlarla çalışmayı severim.

  • Terapist olarak deneyimlediğiniz en zorlu durumlardan örnek verir misiniz?

En zorlular en fazla direnç gösterenler aslında. Direncin alt sebebi de ikincil kazançlarının çok olması ve kurban psikolojisinde olanlar. Bunların bakış açısını değiştirebilmek, farkındalık kazandırmak zor oluyor.

  • Lisans/Yüksek lisans eğitimlerinize ek olarak hangi eğitimlere sertifika programlarına katıldınız?

Klasik eğitimler dışında biraz sıra dışı eğitimler aldım. Bilinç altı yönlendirmeli meditasyonlar tarzı eğitimler aldım, yurtdışında arketipler kişinin kendini tanımasıyla alakalı eğitim aldım, hastalıkların bilinçaltı sebepleriyle yurtiçi ve yurtdışında eğitim aldım. Bunların hepsi benim kendimi keşfetme yolumun bir parçasıydı. Danışanlarla çalışmak anlamında regresyon terapisi eğitimi aldım çok yoğun bir şekilde. Satir ekolünden eğitim aldım ve hala eğitimlere devam ediyorum. Hipnoz ve bilinçaltı konusunda baya çalışmalara katıldım.

  • Hiç sizden çok farklı geçmişe sahip bireylerle çalıştınız mı? Nasıl üstesinden geldiniz?

Tabii çalıştım, eğitimi çok düşük seviyede olan insanlar olabiliyor, daha öncesinde yaşı benden büyük erkeklerle çalışırken ne cevap vereceğimi bilemezdim. Deneyimle ve senin yaşının ilerlemesiyle şunu görüyorsun; görünenin arkasında duranı görmeye başlıyorsun. Neticesinde oda bir insan düşünceleri var, hayal kırıklıkları var, acıları var. Oda bunlardan oluşmuş bir kişi bir birey. Orada bunlar birer etiket aslında kişinin adını, unvanını, cinsiyetini ve yaşını geçtikten sonra deneyimin ne olduğu önemli değil deneyimin verdiği duygu önemli.  Bunu geçtikten sonra aradaki detayın ne olduğu çok önemli olmuyor.

  • Terapistin en güçlü özelliği nedir?

Kendini tanıması, kendi aktarımları ve karşıdakine kendini tanıdığı zaman ne verip veremeyeceğini bilmek. Kendini tanırsa karşıdakini de iyi tanıyıp iyi analiz edebilir.

  • Etkili terapistin özellikleri nedir?

Kendini tanıması ve farklı ekollerden farklı eğitimler alması ve kendi dağarcığını genişletmesi… Çünkü her insan biricik her insanda farklı teknikler ve taktikler uygulayabiliyorsun. İstikrarlı olması, disiplinli çalışan, sözünde duruyor olması ve etik olması çok önemli. Ağzı sıkı olmalı. Maalesef  bu durum böyle değil bizim ülkemizde, bu bir meziyet ve buna sahip olması lazım bir terapistin.

  • İletişimin terapideki yeri nedir?

İletişim bir terapi odasında olan iletişim var birde bence terapi odasının dışında olan iletişim var bence buda çok önemli özellikle. İlk haftalarda erişilebilir olmak mesela bir danışanımın babası vefat etti. Babasından da baya bir konuşmuştuk. Ben hemen telefon ettim ona, bir on dakika telefonda konuştuk. İnsani değerlerinde ve nezaketinde içinde olacağı bir iletişim olması lazım bence.

  • Terapi yapmanın getirdiği zorluklar nelerdir?

Buna iki açıdan bakabiliriz. Birinci olarak insanlık açısından senin açından, bütün gün dert dinliyorsun, yorucu bir iş maddi karşılığı çok az olan bir iş. Bugün mesela özel ders veren hocalar daha çok kazanıyor mesela. Çok fazla para kazanayım diye düşünülebilecek bir alan değil bence. Ancak kitap yazarsan falan farklı bir noktaya gelebilirsin. İş olarak insanı aşağı çekebilecek bir iş Türkiye’de, sigorta kapsamında değil. Son dakika iptal olan seanslardan paranı alamazsın. Sermayen senin saatindir.

  • Meslek yasasının olmaması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu çok vahim bir durum, çok geç kalınmış bir durum. Maalesef en birlik olması gereken meslek gruplarından bir tanesi. işin içine girdiğimde en birbiriyle bitişen meslek gruplarından bir tanesi olduğunu gördüm. herkes çok bireysel.

  • Bu bölümden mezun olan öğrencilere tavsiyeleriniz nelerdir?

Baştan soranlara girmeyin psikolojiye diyorum, çünkü bence şuan psikolojide bir psikoloji enflasyonu var ve meslek yasası yok ve maalesef kurumsal olarak çok desteklenmiyor. Dolayısıyla bence alan çok zor. Peki girdin ne yapacaksın? Bence farklı alanlarda farklı şeyler yapılabilir. Şuan iyi bir psikoterapist olabilmek için minimum 5 sene değil minimum 10 sene lazım, hayat deneyimi lazım o lazım bu lazım. Çok zor bir meslek. Ancak çok meşhur ve isim yaparsan ancak bütün randevuların dolu olur, oda senden çok götürür. Psikoloji alanında yapılabilecek çok farklı alanlar var bunları da değerlendirmek lazım. İlla ben terapist olacağım diyorsa yüksek lisans ve master şart imkan varsa yurtdışında yapmayı öneririm imkanı varsa bir kurumda tüm okul hayatı boyunca staj yaparak danışan görerek yapsın. Türkiye’de usta çırak ilişkisi bozulmuş durumda, bazı hocalar öğrencilerle bilgilerini çok paylaşmıyor bunu duyuyor ve görüyorum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir