Travma Sonrası Stres Bozukluğu

Yılan ısırığı öldürmez, bizi asıl öldüren, ısırıktan sonra damarlarımızda dolaşan zehirdir.

It’s not the snake bite that kills us, it’s the venom that runs through our veins after the bite that kills us

Dr. Wayne Dyer

Tehlike altında olduğunuzu hissettiğinizde veya bir travmaya maruz kaldınızda, üç şekilde tepki verebilirsiniz: savaşma, kaçma veya donma. Tehlike geçtikten sonra genellikle kişi eski haline döner ve hayatına devam eder. Ancak bazı durumlarda travma veya tehlikenin anısı kaybolmaz, sürekli acı dolu, üzücü  hatıralar aklınıza gelir ve kendinizi savunmasız hissedebilirsiniz. Böyle bir durumdaysanız, Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) yaşıyor olabilirsiniz.

Her ne kadar bu durum can sıkıcı olsa da, çözümsüz değildir. Pek çok terapi modelinde TSSB tedavisi mevcuttur.  Deneyimsel terapi yöntemlerinden birisi seçerseniz, TSSB semptomlarınızı hafifletebilir ve geçirebilirsiniz.

TSSB’ye yol açabilecek travmatik olaylar

  • Sevdiğiniz birinin vefatı
  • Savaş
  • Doğal Afetler
  • Taşıt kazaları
  • Terör saldırıları
  • Cinsel veya fiziksel taciz
  • Tecavüz
  • Kaçılırma
  • Çocukluk zamanında ihmal edilme

Sık görülen TSSB belirtileri

TSSB belirtileri herkesde farklı şekilde  ortaya çıkar çünkü kişilerin sinir sistemleri ve strese toleransları farklıdır. Genellikle travmatik bir olaydan hemen sonra, onu takip eden saatler veya günler içerisinde TSSB belirtileri gösterilir. Ancak bazı durumlarda bu belirtilerin ortaya çıkması, haftalar, aylar veya hatta yıllar alabilir. Derinlerde gömülü olan bir tetikleyici olay, söz, hareketle kendini gösterebilir. Genellikle üç temel belirti vardır:

Travmayı tekrar deneyimlemek: Size üzüntü, acı veren anıları hatırlayabilir,  ani imgeler gözünüzün önüne gelebilir veya kabuslar görebilirsiniz. Bununla beraber bu anılar canlandığında bazı fiziksel belirtiler de olabilir: terleme, kalp çarpıntısı, bulantı hissi vs.

Travmanın hatırlatıcılarından kaçınma: Travmayı hatırlatacak yerlerden, insanlardan, düşüncelerden kaçmayı deneyebilirsiniz veya olayın önemli kısımlarını unutabilirsiniz. Etrafınızdakilerden soyutlanmış, duygusal olarak uyuşmuş hissedebilirsiniz veya genel olarak hayata karşı ilginiz azalmış olabilir. Kendiniz için kısıtlı bir gelecek hissedersiniz.

Kaygının  ve duygulanımın artması: Uyku bozukluğu, gerginlik, öfke patlamaları hissedebilirsiniz. Odaklanma sorunu,  hiper hassasiyet yaşayabilir veya sürekli tedirgin olarak hissedebilirsiniz.

Çok görülen diğer belirtiler:

  • Utanç veya kendini suçlama duyguları
  • İhanete uğramışlık veya güveni kötüye kullanılmışlık hisleri
  • Depresyon veya umutsuzluk (ihtihar düşünceleri de eklenebilir)
  • Madde bağımlılığı
  • Fiziksel ağrılar ve acılar (bedensel hastalıklar)

TSSB Terapisi

Travmanızın ciddiyetine, sizde bıraktığı etkilere bağlı olarak adım adım izlenebilecek yollar vardır:

  1. Fiziksel egzersizler, endorfin salgılatırken aynı zamanda,  sizi bedeninize odaklayarak, sinir sisteminizin “kilidini açar” ve içinizde donup kalanları harekete geçirir.
  1. Sinir sisteminizi, mindfulness (bilinçli farkındalık) çalışmlarıyla regule edebilirsiniz. Bilinçli nefes hızlıca sizi rahatladır. Nefesinize odaklanarak, en az 10 olmak üzere 100’e kadar nefes alıp verebilirsiniz. Sizi negatif tetikleyen durumlar olduğu gibi rahatlatan, sakinleştiren hareketler, aktiviteler de olabilir, örneğin, bir kahve veya çay içmek, belirli bir koku koklamak, bir hayvan sevmek, yemek pişirmek, vs…
  1. Başkalarıyla iletişime girerek de stresinin azaltabilirsiniz. Sizi iyi hissettiren arkadaşlarınız olabileceği gibi, bir hobi kursuna yazılabilir, atöyle çalışmalarına veya TSSB ile ilgili destek grubuna da katılabilirsiniz.
  1. Sağlıklı yaşam  seçimleri yapmaya çalışın. Insülin dalgalanmaları yaptırmayacak sağlıklı besinler tüketmek önemlidir. Rafine şeker, un ve alkoldan uzak durmak, bol su içmek iyi gelir. Özellikle ek olarak omega 3 yağı alabilirsiniz, bu yağ bedende insülasyon görevi görür. Yeterli uyku şarttır, gerekirse bitkisel desteklerden faydalanabilirsiniz. Rahatlamak için boş zamanlar da bırakmak iyi olur.

Tüm bunlar yeterli gelmezse profesyonel olarak TSSB terapisi almak gerekir. Belirtilerinizin şiddetine göre bir psikiyatr ilaç tedavisi başlayabilir. İlaç tedavisinin yanı sıra psikoterapi de uygulanması uygun olur. Psikoterapinin “deneyimsel /yaşantısal” olması tedavinin kalıcılığını garantiler. Sadece bilişsel çalışmak geçici rahatlık sağlar, deneyimsel terapiler dönüştürücüdür.

Bilinçaltı çalışmaları deneyimsel terapilere dahildir. Terapi sürecinde danışanı rahatsız eden belirtilere odaklanılır ve onlar hafifletilirken güven ortamı oluşturulur. Danışanın hızına, isteğine bağlı kalınarak adım adım travma çalışması yapılır. Biliçdışı imgelerle çalışıldığı için terapi süreci genellikle hızlı ilerler. Terapi seans sayısını kesin olarak söyleyebilmek imkansızdır ancak ilk 5 seans sonunda genellikle bayağı yol alınmış olunur.

Detaylı sorularınız için merkezimizle iletişime geçebilirsiniz.

Fobiler

Fobi, sıradan korku duygusuna göre daha şiddetli hissedilen bir tür kaygı bozukluğudur. Canlı veya cansız varlıklara veya bir mekana, duruma yönelik hissedilebilir. Hissedilen korku, verilen tepki mantık çerçevesinin dışında kalır. Fobi yaratan koşulla karşı karşıya kalındığında büyük sıkıntı, panik hali yaşanabilir. Ekstrem durumlarda kişi, can güvenliği dahi tehlikeye atacak şekilde, adeta kontroldan çıkmış gibi, kendini fobiden “kurtaracak, uzaklaştıracak” davranışlarda bulunabilir (Sokağa, trafiğe fırlama, ortamı terk etme, dehşetle bağırma, bayılma, …)

Fobiler basit veya karmaşık olabilirler. Basit fobilerde, korku yaratan durum, nesne net bir şekilde bilinir. Hatta kaynaklandığı, ortaya çıktığı an bile hatırlanabilir. “6 yaşımda köpek saldırmıştı, o zamandan beri her köpek gördüğümde bayılacak gibi oluyorum” der danışan…

Karmaşık fobilerde ise hem birden fazla tetikleyici korku nesnesi olabilir hem de nerden kaynakladığı, nasıl başladığı bilinmez. “Kendimi bildim bileli böceklerden korkarım, karafatma gördüğümde bayılacak gibi oluyorum”. Karmaşık fobilerde, fobi temaları katman katman birbirini örtmüş veya içiçe geçmiş olabilir. Bazen de toplum baskısı, otosansür sebebiyle açığa çıkartılamayan, gizlenen sırlar, travmalar fobi şeklinde kendini gösterebilir. “Aslında kediler çok güzel hayvanlar ama sürtünmelerine dayanamıyorum, bayılacak gibi oluyorum” diye birisi cinsel tacize uğramış olup, bu travmasını hayvan fobisine dönüştürmüş olabilir (bilinçaltı seviyesinde).

Fobi tedavilerinde, çeşitli terapi modelleri kullanılabilir. Adım adım duyarsızlaştırma, maruz bırakma uygulanabilir. Hangi terapi modeli seçilirse seçilsin, fobinin kaynağını bulmak ve fobiyi yaratan sebebi “yeniden çerçevelendirerek” danışanın hayatına olan olumsuz etkisini ortadan kaldırmak gerekir. Fobi tedavilerinde giderek daha fazla “sanal gerçeklik” (virtual reality) araçları da kullanılmaya başlanmıştır. Fobinin çeşidine göre (ör. Yüksekli, uçuş, mekan fobileri gibi) bu araçlar faydalı olabilir.

Ben kişisel fobi terapimde, davranışçı bilişsel tekniklerle, regresyon terapisinin harmanlanmasını kullanıyorum. Adım adım bilinçaltı çalışmalarla fobinin kaynağına iniyoruz ve kaynağı keşfettiğimizde yeniden çerçevelendirerek onu dönüştürüyoruz. Basit fobiler 2-3 seansda çözüme kavuşurken, karmaşık fobilerin terapisi daha uzun sürebiliyor.

Özel olarak, Uçuş fobisinin terapisinde ise sanal gerçeklik aracı kullanıyoruz. Uçuş fobisine özel bir protokolu www.keyifleucuyorum.com sitesinde bulabilirsiniz.

Online Terapi

Online terapi, Skype üzerinden gerçekleştirdiğim ve yüz yüze terapi kadar etkili olan, aynı anda ve sizin için uygun bir yerde tedavi almanın hızlı ve kolay bir yoludur. Sık seyahat ediyorsanız, yurtdışında yaşıyorsanız veya Akatlar’daki merkezime ulaşmakta güçlük yaşarsanız bu terapi sizin için idealdir. Dilerseniz iletişim formunu doldurup, konu kısmına Online Terapi yazıp size 24 saat içinde geri dönüş yapmamı isteyebilir, Skype butonuna tıklayarak en kısa sürede gerçekleşecek bir online terapi talep edebilir ya da 1o dakikalık ücretsiz tanışma seansı için kayıt olabilirsiniz.

Daha fazla bilgi veya demo online terapi randevusu almak için lütfen arayın veya formu doldurup gönderin: 0212 352 70 87 bilgi@senizunal.com

İlişki Terapisi

Başkaları hakkında bizi rahatsız eden herşey, kendimizi anlamaya, keşfetmeye sevkeder.

Everything that irritates us about others can lead us to an understanding of ourselves.

Carl Jung

İlişki terapisi deyince ilk olarak aklımıza genellikle bir kadın ve erkek arasında görülen, romantik natürlü ilişkinin daha sağlıklı, doyumlu, problemsiz olması için yapılan çalışmalar gelir.

Ancak kadın-erkek (veya aynı cinsiyetteki iki kişi) arasındaki romantik natürlü ilişkiler, genel olarak kişiler arası ilişkilerin çok küçük bir alt kümesidir.

Bir insanın pek çok farklı (artı ve eksi) yönü vardır. Adeta içinde yüzlerce farklı minik insanlar barınır. (bu duruma anlamak için Ters Yüz isimli animasyon çocuk filmini tavsiye ederim 🙂 İnsan içinde bulunduğu duruma, geçmişine, deneyimlerine, beklentilerine göre farklı şekillerde davranabilir, tepki verir. Karşısındaki insan da (uzun ve/veya yoğun ilişki yaşadığı her hangi birisi olabilir) onun tepkisine maruz kalır. Bu tepki yumuşak, nazik, keyifli olabileceği gibi bazen de sert, şiddet dolu, kırıcı olabilir. Bazen bu tepkiler uzun bir süre aynı olurken, bazen de çok kısa süreli dalgalanmalar şeklinde kendini gösterebilir. Bazen de belirli bir durum ve insana karşı özel tepkiler de gelişebilir…

“Çift / aile terapisi” diye terapinin bir alt kümesi vardır, hatta bu konuyla ilgili özel eğitimler, terapi merkezleri bile kurulmaktadır. Bu alt kümenin kendine özel konuları vardır (cinsellik gibi). Büyük çoğunlukta iki farklı cinsiyet arasında gerçekleşmesi de birbirini uyum sağlamayı zorlaştırabilen unsurlardan birisi olabilir. Bence bu ilişki tipinin en özel durumu “ilişkinin bitirilebilme”sidir. Çoğu çift terapiye “tamam mı devam mı” sorusu ile başlar (her zaman dile getirilmese de)

Bir de “bitirilmesi” neredeyse imkansız ilişkiler vardır ki esas bunlarda büyük sıkıntılar, kavgalar görülür. Ancak nedense bu ilişkilerin iyiliştirilmesi için terapi pek akla gelmez. Ancak kişiyi en fazla yaralayan, hırpalayan keza aynı şekilde büyüten, geliştiren ilişikiler de bunlardır.

Örneğin:

  • Evebeyn – çocuk ilişkisi
  • Kardeş ilişkisi
  • Gelin/damat – kayın aile ilişkisi
  • Uzun soluklu, derin arkadaş ilişkisi
  • İş ortaklık ilişikileri
  • Patron-eleman ilişkisi

Tabi ki özünde insanın en önemli ilişkisi kendisi ile olan ilişkisidir! Kiminle karşılaşırsa karşılaşsın, kendisi anlayıp, artı yönlerini keşfedip onların sesini yükseltmeden, eksi yönlerini de farkedip onları dönüştürmeden, girdiği ilişkilerde arzu ettiği huzuru, doyumu, keyifi bulamaz.

Bu nedenlerle ilişki terapileri aslında insanların öncelikle kendilerini keşfetmelerini sağlatmalıdır. Kişiler, isteklerini, arzularını, tolerans sınırlarını, gelecek hedeflerini belirledikten sonra ilişkilerini sağlıklı olarak analiz edebilirler ve o ilişkilerde kalıp kalmamayı tercih edebilirler. Eğer kalmak zorundalarsa da sağlıklı sınırlar koyabilirler.

İlişki Terapi Seansları

Genel olarak 12 seanslık bir terapi süreci ilişkinin dinamiğini anlamak ve tarafların kendilerini tanımaları, ilişkiye ne kattıklarını keşfetmeleri ve ilişkinin geleceğini şekillendirebilmeleri için yeterli bir süreçtir.

İlk 2 seans ilişkiyi yaşayanlar beraber gelirler. Ardından her bir taraf ile 4’er bireysel seans yapılır.  Sonra son 2 seansta da beraberce tarafların birbirlerine “kendi keşiflerini”ve “beklentilerini” anlattırlar ve ilişkilerindeki “yeni kuralları, sınırları, keyifleri” belirlerler.

Seanslar genellikle haftalık olarak planlanır. Duruma göre daha sık veya seyrek de gerçekleştirilebilir.

İhtiyaç halinde bireysel veya toplu ek seanslar da planlanabilir.

Bireysel Terapi

Terapi, nehri geçmek için kullanılan bir teknedir, sadece, karşı kıyıda inmeyi hatırlamamız gerekir…

Therapy is a boat to cross the river, we just have to remember to get off on the other side…

Caroline Myss

Herkesin hayatında inişler, çıkışlar olur. Mutlu zamanlar olduğu kadar, zor, tehditkar, üzücü, boğucu veya çözümsüz hissettiren anlar da olur. Böyle zamanlarda insan genellikle ilk başta, etrafından destek arar. Ancak dost/akraba/arkadaş yerine, soruna ‘’objektif-tarafsız’’ bir gözle baktıracak bir uzman, sorunun odağına kısa sürede ulaştırabilir. Çözüm odaklı, deneyimsel, dönüştürücü bir terapi metodu uygulayan bir uzman, kişinin sıkıntısını kısa zamanda giderebilir. Özellikle kronik, belirli bir pattern ile tekrarlanan konularda uzman desteği çok faydalıdır.

Her psikolog terapi yapabilir mi?

Hayır! Psikoloji lisans eğitimi, psikoloji hakkında teorik bilgiler verirken, belli konulara odaklanarak araştırma yaptırtır. Bazı bölümler staj imkanı sağlayabilir.

Master veya doktora eğitimi, odaklandığı uzmanlık alanına göre bir miktar terapi deneyimi kazandırabilir.

Terapi yapan psikolog (Psikoterapist) veya psikiyatr seçtiği terapi modelinin eğitimini, genellikle, eğitim vermeye yetkili birisinden, bir merkezden alır. Bu eğitim teorik bilgiler, terapiste ‘’öz-farkındalık’’ kazandıracak çalışmalar içermelidir. Ardından da süpervizyon süreci olmalıdır. Öz farkındalığı yüksek bir psikoterapist, danışanına gerekli empatiyi de göstererek, onu deneyimsel ve dönüştürücü bir terapi sürecine alabilir.

Hangi psikoterapi modeli bana uygundur?

Halen onlarca farklı terapi modeli bulunmaktadır. Kişi, ihtiyacına ve maddi, manevi imkanlarına göre farklı çalışmalara ulaşabilir. Önemli olan seçilen terapi modelinin deneyimsel ve dönüştürücü “experiential and transformational” olması gerekir. Sadece akıl seviyesinde yapılan terapiler semptomları geçirebilir ancak kesin ve derin bir tedavi sağlamayabilir.

Bireysel psikoterapi belirli bir tema için tercih edilebileceği gibi, kişisel gelişim konusunda da faydalı olabilir. Aynı dili konuşuyor olmak birbirimizi yüzde yüz anlıyoruz anlamına gelmez. Çoğu zaman söylediklerimiz ile duygularımız, isteklerimiz uyuşmaz. Çeşitli nedenlerle kendimizi olduğumuzdan farklı ifade ederiz bu da ilişkilerimize yansır. En önemlisi de kendimizle olan ilişikimize yansır. Psikolojik bir sıkıntının özünde, kalp ile akıl arasında çelişki yatar çoğu zaman…

Dikkat edilmesi gereken ve çoğu zaman da ihmal edilen bir husus vardır. Bazı psikolojik sıkıntılarımızın kaynağı biyolojik olabilir. Hormonal değişiklikler, mineral, vitamin eksiklikleri, çeşitli biyolojik hastalıklar da psikolojimizi etkiler. Bu nedenle psikoterapiye başlanmadan önce genel bir sağlık taramasından geçmek faydalıdır.

Kişisel pratiğimde, farklı ekollerde aldığım tüm eğitimleri harmanlayarak eklektik bir terapi tarzı uyguluyorum. Kendi terapi tarzımın özelliklerini sıralamam gerekirse:

  • Deneyimsel ve dönüştürücü çalışmalar içeriyor
  • Bilinçdışı ve bilinçaltını devreye sokacak egzersizler yer alıyor
  • Seans dışında kitap, film önerileri ve çeşitli farkındalık kazandırıcı ödevler içeriyor
  • Seans aralarında email ve gerekirse mesaj ve telefon aracılığıyla iletişimde kalınıyor
  • Sorun ne olursa olsun, varoluşçu temalara değiniliyor (hayat amacı, yanlız kalma korkusu, ölüm korkusu, sorumluluk/özgürlük temaları, …)
  • Belirli sayıda seans yaptıktan sonra (kişiye göre farklılık gösterir) molalar vererek farkındalıkların, deneyimlenilenlerin hayata aktarılıp aktarılamadığı kontrol ediliyor
  • Benimle çalışmak isteyen bir danışandan kendini ve problemi, beklentisini anlatan bir yazı talep ediyorum (e-posta olarak). Akabinde istenirse, kısa bir telefon görüşmesinin ardından randevulaşıp, ilk görüşmeye hazırlanıyorum. Gelen yazı, danışan hakkında vakit kazandırıp, çok önemli ipuçları verip, benim terapist olarak nasıl destek olabileceğim hakkında da bir kanaat oluşturuyor.
  • Benim kişisel çalışma stilimde, bir seans 60 ila 90 dakika arasında değişir. Deneyimsel, dönüştürücü terapilerde bilinçdışı imgeleme çalışmaları, biraz daha uzun zaman gerektirir. Başlangıçta 90 dakika süren bir seans, danışan deneyim kazandıkça, 60 dakikaya kadar inebilir. Ortalama 75 dakika civarındadır.

Tutulmayan sözler…

Söz vermek ne demektir? Hem Türkçe hem de İngilizce sözlüklerde baktım. “Kesinlikle yapacağını söylemek” diye açıklıyorlar. Hatta dini yorumlar yapan siteleri bile okudum. Bir hadiste “verilen sözü tutmamak münafıklıktır (iki yüzlülük)” diyor. Benim şahsi lugatımda da “bir işin altına imza atmaktır”. Tutmadığım, tutamadığım söz ruhumu, kalbimi acıtır, vicdan azabı çekerim. Unutarak veya elimde olmadan tutamadığım sözler için ise elimden geleni yaparım, özür dilerim, telafi etmeye çalışırım.

Başta ailem olmak üzere, aldığım eğitim, okuduğum kitaplar, esinlendiğim kişiler hep aynı telkini yaptılar.

Yaşadığımız toplumun dengeli, huzurlu olarak var olabilmesi, sağlıklı sınırlar koyulabilmesi, kişisel veya genel sözlerin tutulması ile gerçekleşiyor. Ehliyetimi alırken trafik kurallarına uyarak araba kullanmaya söz veriyorum. Ev kiralarken komşuları rahatsız etmemeye, gürültü yapmamaya, tepelerinden pislik dökmemeye söz veriyorum. Okula kayıt olduğumda öğretmenimin dediklerini yapmaya, arkadaşlarıma saygılı olmaya, vaktinde gelmeye söz veriyorum. Evlenirken eşimi sevip sayacağıma, onu aldatmayacağıma, iyi ve kötü günde onun yanında olacağıma da söz veriyorum. İşe girerken, mesai saatlerime uyacağıma, verilen işi eksiksiz yapacağıma, şirketimin özelini başkalarıyla paylaşmayacağıma söz veriyorum. Onlar da karşılığında belirli periyotlarda bana önceden belirlenen maaşı, primi ödeyeceklerine, kariyer planımı yapacaklarına, tarafsız olacaklarına söz veriyorlar….

Bu liste sayfalarca uzayabilir…

Kişisel seviyede de sözlerin tutulması çok önemli. Duygusal olarak, vicdanen, gece yastığa başımı koyduğumda huzurlu bir uyku uyuyabilmek için sözlerimi tutmalıyım. Var olduğum aileye, topluma borcumu ödeyebilmek için sözlerimi tutmalıyım. Sağlıklı ilişkiler için, ruhsal karmamı kirletmemek için sözlerimi tutmalıyım…

Ancak…. İnsan beşer kuldur şaşar … demiş atalarımız…

Şaşar da beklenmedik insanların şaşırması da bizi çok şaşırtıyor, sarsıyor, dağıtıyor, inancımızı sorgulatıyor…

Son zamanlarda hem şahsi meselelerimde hem de yakın çevremdekilerde pek çok tutulmayan söz vakası görüyorum. Bazıları el sıkışarak verilmiş sözler, bazıları ise yazıya dökülmüşler. El sıkışarak yapılan anlaşmaları bozmak, inkar etmek daha kolay olsa da, bozmaya niyetli olanlar yazılı anlaşmalardaki satır aralarını, yazılmayanları bulup ortaya çıkartıyorlar. Koca koca okumuş insanlar, küçük çocuklar gibi mızıkçılık yapıyorlar. Bugün A dediğine yarın Z diyebiliyorlar… Üstelik de gözünün içine baka baka, bir sürü şahitlerin olduğu halde “sen yanlış biliyorsun” diyebiliyorlar. Ne için? 3 kuruş fazla para için genellikle…

Kişisel olarak başkalarını düzeltmek, doğru yola getirmek gibi misyonumuz yok, istesek de yapamayız, haddimiz değildir. Ancak kendimize bakıp, kendimizi düzeltirsek, bir nebze yakın çevremize etki yapabiliriz.

Bu sene başında Küçük Ruhun Hikayesi başlıklı bir yazı yazmıştım, aynalamaya giriş olarak.Pratiğe yansıması şöyle olabilir:

Benim etrafımda bir sürü sözünü tutmayan insan var. Hem bana, hem de yakın arkadaşlarıma. Arkadaşlarımın ki hayrete düşürürken, benim yaşadıklarım ise beni yaralıyor, madden zarara sokuyor, inancımı zedeliyor. Demek ki bu konunun enerjisi etrafımda dolaşıyor. Şimdi ve burada “verilen sözler” hakkında bir farkındalık keşfetmem gerekiyor… Tüm bunlar bana ne anlatıyor olabilir?

1- Benim verip de tutmadığım sözler var mı? Ara sıra aramayı atladığım arkadaşlarım, danışanlarım olabiliyor. Nihayet aradığımda özür dileyip, telafi etmeye çalışıyorum. Ödenmemiş borcum yok. Uzun zamandır kerhen söz vermişliğim de olmuyor açıkçası, gerçekten kalben istemediklerimden uzak durmaya çalışıyorum.

2- Beni yaralayanlardan ne öğrenebilirim? Bunun için önce onlar hakkında aklıma ilk gelen sıfatları düşündüm: “hain” ve “korkak” geldi. Kendi içimde bu sıfatların ne anlama geldiklerini bulmaya çalıştım. Hain sıfatı için bir meslektaşımdan bana regresyon terapisi uygulamasını rica ettim. Enteresan çıkarımlar oldu, korkak sıfatını da içine alan… Bu tarz kişilerle yüzleşmekten çekindiğimi, tatsızlık çıkmasın diye alttan aldığımı, hatta hakkımı bile teslim ettiğimi fark ettim!! Ancak regresyon terapisinin sonundaki şifalanma bölümündeki mesaj çok güçlüydü. Atatürk’ün enerjisini hissettim, bana mesajı şuydu: “Biz Kurtuluş Savaşı’nı kazandık, sen bu kıytırık meselelerle mi başa çıkamayacaksın?” üffff, utandım valla…

Bir de kimle, ne konuda olursa olsun, tüm anlaşmaları yazılı yapmam gerektiğini idrak ettim 🙂 (Kanunen email bile yeterliymiş.)

Sizin hayatınızda bu aralar hangi enerjiler yoğun? Çoğu zaman kendi içinize dönerek veya bir araç ile farkındalık yaşayabilirsiniz (çeşitli kartlar – arketip, tarot, melek vs – i ching – okuduğunuz kitap – seyrettiğiniz film vs olabilir). Çok zorlanırsanız da destek istemekten çekinmeyin. Enerjinin içinden geçmek zor gibi görünse de içinde kalmaktan kat be kat iyidir. Özgürleştirir!!

Hele bir de kendimize verdiğimiz ancak tutumadığımız sözler var ya… Ansiklopedi yazılır bu konuya….

Kendini ifade – 7.5 yaşın dürüstlüğü

Sınır koymak, gerçek duygularımızı, beklentilerimizi ifade etmek, istemediğimiz şeylere hayır diyebilmek…

Çocukken rahatça yapabilirken, hangi yaşlarda bunları yapmaktan vazgeçiyoruz? Başımıza gelen hangi olaylar bizi, kendimize sansür koymamıza yol açarak, dürüstçe konuşmaktan alıkoyuyor?

Bu sorular terapi odalarının ana temaları. Tüm psikolojik, psikosomatik rahatsızlıkların altında bu konular var. Terapistler bu sorulara, dürüst, içten, samimi cevaplar buldurmaya çalışıp, hayatlara uygulatmaya çalışıyorlar. Gerçek ben’e ulaşmak, kalbimizin dileklerine kavuşmak için…

Yetişkinler açıkça konuşulmayan gerçekleri, duyguları paylaşmak isteğiyle doluyken neler yaşarlar?

Önce gerçekler, artık bastıramayacakları kadar fokurdar insanın içinde, acı vermeye başlar.

Arkadaşlarla konuşulur, hatta gerekirse koçlarla, terapistlerle… Bir sürü kişinin fikri alınır. Genellikle farklı açılardan bakanlara sorulur ve sonunda iyice çorba olunur…

Tüm bu sürede, sağlıklı bir konuşma yapacak duygusal denge bozulduğu için, nihayetinde adeta patlama yaşanırcasına gerçek duygular “dökülür”.

Akabinde iki sonuç olur. Eğer  karşı taraftan olumlu tepki alınırsa “ay şimdiye kadar aklım nerdeydi, salak kafam, boşu boşuna kendime işkence çektirerek zaman kaybettim” denerek mutlu olunur.

Eğer karşıdan beklediğimiz cevabı alamazsak, önce hayal kırıklığı yaşarız. Ardından adeta uygunsuz bir şekilde yakalanmış gibi utanç ve pişmanlık hissederiz. Tabi önce karşımızdakine sonra da kendimize duyduğumuz öfkeyi de unutmamalı… Bu noktada tekrar destek ve savunma mekanizmalarına başvurulur…

Her durumda hissedilen ortak his “rahatlama” ve “hafifleme”dir! Birden taşıdığı tüm yükleri atmış balon gibi havalanıveririz. Adeta yeni nefes almayı öğrenmiş gibi derin nefesler alırız. Kafalar hala karışık olsa da içsel bir dinginlik ve keyif hali yaşarız. Sonuç ne olursa olsun görüşümüz berraklaşır, hayata bakışımız netleşir. Farklı bir umut dolar içimize “eee şimdi bakalım neler olacak? what is next?” 

Yetişkinlerin yukarıdaki süreci yaşamaları farklı sürelerde olur, birkaç saatten, birkaç güne, haftaya hatta yıla uzayabilir… Peki 7.5 yaşındaki (henüz aksi telkin yapılmamış) bir çocukta nasıl olabilir? 

Bu sabah bunu gözlerimle deneyimledim 🙂 Kar tatili yüzünden günlerdir evde kalan kızımı eğlemek için yakın oturan arkadaşlarıyla program ayarlamaya çalışıyorum. Dün gece de bir arkadaşının bize gelmesi için annesi ile program yaptık. Kızım o arkadaşı ile oynamayı çok sevdiği için ona sorma ihtiyacı hissetmedim. Bu sabah, öğleden sonra arkadaşının geleceğini söyleyince birden ters bir tepki geldi: “Hayır, onun gelmesini istemiyorum!”

Çok şaşırarak, “Neden, ne oldu?”

– “Onun gelmesini istemiyorum, ben onlara gideyim…”

– “Biz annesi ile program yaptık, bugün o gelecek, başka bir zaman da sen gidersin.”

– “Hayır, onun gelmesini istemiyorum!”

– “Peki neden? Her zaman bayılırsın onunla oynamaya…”

– “O odamı çok dağıtıyor, her şeyi yere fırlatıyor sonra da toplamadan gidiyor, ben toplarken çok yoruluyorum!”

Kızımın oyun odasını toplamak onun sorumluluğunda, bu konuda taviz vermiyorum 🙂

– “O zaman geldiğinde söylersin.”

– “Hayır son sefer söyledim ama beni yine de dinlemedi, gelmesini istemiyorum. Annesini ara ve söyle!”

Ne istediğini de kesin bir şekilde ortaya koydu! Ben onu yatıştırmaya, ayıp olur falan diyerek ikna etmeye çalıştım ama nafile… Başımda durarak arkadaşının annesine mesaj attırttı. “Benim söylediğimi söylersin” diyerek de sorumluluğu üstüne aldı!

Ben çekinerek anneye mesaj attım, biz anneler kızlarımızı koruma adına belki üzülürüz, alınırız, savunmaya geçeriz, küseriz diye endişeleniyordum. Kızımın kızı ile konuşmak istediğini söyledim. Kızım telefonu eline aldı ve açık ve net şekilde arkadaşına şunları söyledi: “Ben senin bize gelmeni istiyorum ama geçen sefer çok dağıttın ve sen gittikten sonra ben çok zor topladım. Eğer bir daha o kadar çok dağıtmayacağına ve oyun bitince toplayamaya yardım edeceğine söz verirsen bize gelebilirsin.” Arkadaşının cevabından sonra da “tamam seni bekliyorum” dedi ve telefonu kapattı. Ne dedi arkadaşın diye sordum, “Tamam söz veriyorum” dediğini söyledi…

Bu kadar basit aslında galiba… alınmaca, gücenmece, darılmaca yok…

Çocuk eğitmek – 10 dakikalık servis gecikmesinin anatomisi

Eğitim şart! Hepimiz çocuklarımızı imkanlarımız dahilinde en iyi okullara göndermeye, pek çok aktiviteye dahil etmeye çalışıyoruz. Uzmanlara danışıyoruz, kitaplar okuyoruz. Ancak en önemli konuyu atlıyoruz, onlara örnek olmayı… hayatın en küçük detaylarında…

8 yaşındaki kızımı 3 haftalık bir yaz kampına yazdırmıştım ve bugün ilk haftanın son günüydü. Kamp evimizden bayağı uzak olmasına rağmen çok methedildiği için denemek istemiştik. Aslında kamp çoğu katılımcıya uzaktı, hemen hemen tüm çocuklar da servis kullanacaklardı. Kampın ilk günü, kızımın 2. sırada alınacağını ve yaklaşık 35 dakikalık bir toplanma süresinden sonra ana yola koyulacağını ve toplam 1 saat civarında kampta olunacağını öğrendim. Eh, gülü seven dikenine katlanır, sonuçta dünyanın her yerinde her gün okula 1 saat yürüyen çocuklar yok mu? Bizimkiler şanslı bile…

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı ve çocukların toplanması her sabah 1 saati buldu, kampa 1.5 saatte varıldı. Kızımı araba tuttu, servis nedeniyle kampa gitmek istememeye başladı. Ben de servis şirketini aradım, onlar da haklı, toplam çocuk sayısı anca bir minibüs ediyor ve hemen hemen herkes sitede oturduğu için sitelere girip çıkmak vakit alıyor. Hele bir de çocuk birkaç dakika geç kalırsa, yandılar… Yine de ikinci haftadan itibaren ikinci minibüsü devreye koyarak çocukları bölmeyi kabul ettiler.

Ben de kızımı rahat ettirmek adına, bu hafta bitene kadar, onu sabahları servisin son toplama noktasına götürmeye karar verdim. Normalde kızım kapris pek yapmadığı için gerçekten rahatsız olduğunu biliyordum.

Uzun girişten sonra bu sabah yaşanan küçük olaya gelelim … servis 10 dakika kadar geç kaldı (toplam 1 saat toplanmanın üstüne). Arabada beklediğimiz için rahatız ama neden? Servis şoförünü aradığım zaman bir çocuğun uyanamadığı için onu 10 dakika beklediklerini öğrendim … ve o an çıldırdım!!

Ben –  “Nasıl yani, bir çocuk için tüm çocukları bekletiyorsunuz ve kampa geç kalıyorsunuz, öyle mi?

Şoför – “Annesi telefon etti, çocuk uyuya kalmış, beklememizi istedi.”

Ben – “Anne tabi ister ama sizin beklememeniz lazım, servisler prensip olarak en fazla bir dakika bekler gider.”

Şoför – “Evet haklısınız ama sonra beklemeyince anneler bağırıp kızıyorlar. Bizi şikayet ediyorlar.”

Ben – “Diğer çocuklara haksızlık olmuyor mu? Madem çocuk geç kalıyor ya anne kampa götürür ya da arkanızdan size yetişir. Ben sizin yolunuza geliyorum ya…”

Şoför – “Herkes sizin gibi anlayışlı değil, ben de emir kuluyum, bir şey diyemem.”


Bu basit görünen olaya taraflar açısından bakarsak, şöyle düşünüyor olabilirler:

Geç kalan çocuğun annesi… “Kampa ve servise dünyanın parasını ödedim, ne var çocuğumu birkaç dakika beklerlerse? Alt tarafı yaz kampı, askeri kamp değil neticede, biraz geç kalsalar bir şey olmaz. Hele bir beklemesinler, kıyameti koparırım. Çocuğum kendi başına kalkamaz, kendini idare edemez, daha küçük o.”

Şoför… “Bu İstanbul trafiği de felaket. Ne yapayım doldurmuş şirket sahibi dağınık oturan çocukları, netice de benim yüzümden geç kalınmıyor. Ben zamanında başlıyorum. Bana bağırılmasın, ben şikayet edilmeyeyim de ne isterlerse yaparım. Şu son binen kızın anası da dert oldu başıma.”

Servis şirketi…“Çocuklar şikayet etmese ne güzel halletmiştik. Nereden çıktı şimdi bu kadın. Her gün arıyor. Ne var oturuversin çocuğu, amma nazlıymış. İkinci minibüse de para ver şimdi, ben az kazanacağım.”

Geç kalan çocuk…“Üf şu yaz kampı da nereden çıktı. Bütün gün havuzda, ipod falan oynamak varken. Zaten uykum da var, yaz tatili değil mi, gece yarısına kadar otururum. 3 ay yetmez tatil 5 ay olmalı. Sabahları kalkmak çok zor. Servise geç mi kaldım, haberim yok. Annem uyandırmadı. Ben çalar saatle uğraşamam. Annem halletti, Ailem benim için her şeyi halleder.”

Benim kızım…“Annem çıldırdı! En iyisi susup sessizce servise binip gideyim.”

Ben…“Kimse üstlendiği işi hakkıyla yapmıyor. Sorumluluğunu almıyor. Konuşsan ne fayda? Havanda su dövüyorsun. Koca koca unvanlı adamlar sınırları çizemezken bu ülkede, servis şoföründen nasıl beklersin? 50 yaşındaki adamların donlarını anneleri yıkarken, 8 yaşında bir çocuğa çalar saatin önemini nasıl anlatırsın? Michelle Obama 6 yaşında başlamış çalar saat öğretmeye çocuklarına, biz de 60’ında bile herkes her yere geç kalıyor ve kimse umursamıyor. Ülkenin Ata’sına saygı gösterilmezken, başkalarına saygıyı nasıl öğretirsin?”

Neyse … Ben yine de kızımın her sabah çalan 2 alarmını kurmaya devam edeyim (biri kalkmak, diğeri servise inmek için) çantasını geceden ona hazırlatayım,  yaz kış saat 10’u geçirmeden yatırayım, başkalarına saygılı olmasını anlatayım, haksızlığa uğradığında teselli edeyim.

Bu arada çocuklar uyuya kalmaz, anneler kalır!

Grup Terapisi

Grup terapileri, yaklaşık 100 yıl önce temelleri atılmış, II. Dünya Savaşının ardından da, başta ABD’de
olmak üzere giderek yaygınlaşmıştır.
Çeşitli grup teknikleri vardır. En çok kullanılan şekli ‘’destek grupları’’dır. Grup terapilerinin terapötik
özelliklerinin bazılarını sıralayarak alırsak:

  • Umut aşılar (güven+ inanç)
  • Özverili olmayı sağlar.
  • Temel aile özellikleri grubun içinde kendini gösterir ve onarıcı etkisi vardır.
  • Karşılıklı bireylerarası öğrenme
  • Varoluş temalarını konuşma (ölüm, özgürlük, yalnızlık, anlamsızlık)
  • Bireyin mikro evreninin temsili

Mikro evrende davranışlardan ders alma süreci aşağıdaki gibi işler:
Kişi problemini ortaya koyar –> Diğerlerinin tepkisine kendi cevabını gözlemler –> Tepkiler karşılıklı paylaşılır –> Kişinin kendi hakkındaki görüşleri anlar ve  kabullenir –> Kişi sergilediği davranışlar için sorumluluk almaya başlar –> Kişi değişim için cesaret toplar ve harekete geçer

Grup terapisinde YÖNETİCİ’nin (LİDER’in) rolü, etkinliği, becerisi çok önemlidir. Kişiliği ve karakteri grubun tonunu, sürecin nasıl olacağını, girdilerini ve çıktılarını belirler. İyi bir grup lideri:

  • Kendiliğini kaybetmeden diğerinin dünyasına çok derin girebilir.
  • Danışanlarını ‘’zorlayacağı’’ güvenli alan yaratır.
  • Kendini besleyerek başkalarına verici olur.
  • Kişisel ve profesyonel kimliğini açık ve net sınırlarla kaynaştırır.
  • Geribildirimlerden çekinmez.

Kimler grup terapisine katılabilir?
Başlıca sorunu diğer insanlarla ilişkileri olan insanlar için uygundur. İyi motivasyon, kendini iyi ifade
edebilme yararlıdır. Ağır kişilik bozukluğu ve psikotik rahatsızlık olmaması iyi olur. Orta derecede
sosyal anksiyetesi olanlar için çok iyidir çünkü sosyal davranış provaları yapabilir.
Benzer sorunları olanların aynı grupta toplanması avantaj olabilir ancak bunun yanında farklılıklar da
(iyi yönetilmek kaydıyla) gruba dinamizm katabilir.

Merkeziminde düzenli haftalık devam eden yaşantı grubumuz devam etmektedir. Detaylı bilgi için tıklayınız…

Hangi psikoterapi modeli bana uygundur?

Halen onlarca farklı terapi modeli bulunmaktadır. Kişi, ihtiyacına ve maddi,
manevi imkanlarına göre farklı çalışmalara ulaşabilir. Önemli olan seçilen terapi
modelinin deneyimsel ve dönüştürücü “experiential and transformational”
olması gerekir. Sadece akıl seviyesinde yapılan terapiler semptomları geçirebilir
ancak kesin ve derin bir tedavi sağlamayabilir.
Bireysel psikoterapi belirli bir tema için tercih edilebileceği gibi, kişisel gelişim
konusunda da faydalı olabilir. Aynı dili konuşuyor olmak birbirimizi yüzde yüz
anlıyoruz anlamına gelmez. Çoğu zaman söylediklerimiz ile duygularımız,
isteklerimiz uyuşmaz. Çeşitli nedenlerle kendimizi olduğumuzdan farklı ifade
ederiz bu da ilişkilerimize yansır. En önemlisi de kendimizle olan ilişikimize
yansır. Psikolojik bir sıkıntının özünde, kalp ile akıl arasında çelişki yatar çoğu
zaman…
Dikkat edilmesi gereken ve çoğu zaman da ihmal edilen bir husus vardır. Bazı
psikolojik sıkıntılarımızın kaynağı biyolojik olabilir. Hormonal değişiklikler,
mineral, vitamin eksiklikleri, çeşitli biyolojik hastalıklar da psikolojimizi etkiler.
Bu nedenle psikoterapiye başlanmadan önce genel bir sağlık taramasından
geçmek faydalıdır.
Kişisel pratiğimde, farklı ekollerde aldığım tüm eğitimleri harmanlayarak
eklektik bir terapi tarzı uyguluyorum. Kendi terapi tarzımın özelliklerini
sıralamam gerekirse:

  • Deneyimsel ve dönüştürücü çalışmalar içeriyor
  • Bilinçdışı ve bilinçaltını devreye sokacak egzersizler yer alıyor
  • Seans dışında kitap, film önerileri ve çeşitli farkındalık kazandırıcı ödevler
    içeriyor
  • Seans aralarında email ve gerekirse mesaj ve telefon aracılığıyla
    iletişimde kalınıyor
  • Sorun ne olursa olsun, varoluşçu temalara değiniliyor (hayat amacı, yanlız
    kalma korkusu, ölüm korkusu, sorumluluk/özgürlük temaları, …)
  • Belirli sayıda seans yaptıktan sonra (kişiye göre farklılık gösterir) molalar
    vererek farkındalıkların, deneyimlenilenlerin hayata aktarılıp
    aktarılamadığı kontrol ediliyor
  • Benimle çalışmak isteyen bir danışandan kendini ve problemi,
    beklentisini anlatan bir yazı talep ediyorum (e-posta olarak). Akabinde
    istenirse, kısa bir telefon görüşmesinin ardından randevulaşıp, ilk
    görüşmeye hazırlanıyorum. Gelen yazı, danışan hakkında vakit
    kazandırıp, çok önemli ipuçları verip, benim terapist olarak nasıl destek
    olabileceğim hakkında da bir kanaat oluşturuyor.
  • Benim kişisel çalışma stilimde, bir seans 60 ila 90 dakika arasında değişir.
    Deneyimsel, dönüştürücü terapilerde bilinçdışı imgeleme çalışmaları,
    biraz daha uzun zaman gerektirir. Başlangıçta 90 dakika süren bir seans,
    danışan deneyim kazandıkça, 60 dakikaya kadar inebilir. Ortalama 75
    dakika civarındadır.

Her psikolog terapi yapabilir mi?

Hayır! Psikoloji lisans eğitimi, psikoloji hakkında teorik bilgiler verirken, belli
konulara odaklanarak araştırma yaptırtır. Bazı bölümler staj imkanı sağlayabilir.
Master veya doktora eğitimi, odaklandığı uzmanlık alanına göre bir miktar
terapi deneyimi kazandırabilir.
Terapi yapan psikolog (Psikoterapist) veya psikiyatr seçtiği terapi modelinin
eğitimini, genellikle, eğitim vermeye yetkili birisinden, bir merkezden alır. Bu
eğitim teorik bilgiler, terapiste ‘’öz-farkındalık’’ kazandıracak çalışmalar
içermelidir. Ardından da süpervizyon süreci olmalıdır. Öz farkındalığı yüksek bir
psikoterapist, danışanına gerekli empatiyi de göstererek, onu deneyimsel ve
dönüştürücü bir terapi sürecine alabilir.